SON OSMANLI MECLİS-İ MEBUSAN’I ve MİSÂK-I MİLLÎ

SON OSMANLI MECLİS-İ MEBUSAN’I ve MİSÂK-I MİLLÎ
Amasya Protokolü gereğince yapılan seçimlerden, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuku Millîye Cemiyeti zaferle çıkmış, M. Kemâl Erzurum mebusu (milletvekili) seçilmiştir. M. Kemâl, seçilen milletvekillerinden, İstanbul’da açılacak mecliste;
• Müdâfaa-i Hukuk Grubu kurmalarını,
• Kendisini meclis başkanı seçmelerini,
• Misâk-ı Millî kararlarını kabûl etmelerini istemiştir.
İtilâf Devletleri, Meclisin, aleyhlerine karar alamayacağı ve kendi denetimleri altında bulunacağına inandıklarından, meclisin toplanmasını engellememişlerdir. Osmanlı Mebusan Meclisi 12 Ocak 1920’de toplanmıştır. Milletvekilleri, başkanlığa, M. Kemâl yerine Rauf Orbay’ı seçerken, Müdâfaa-i Hukuk yerine de Felâh-ı Vatan grubunu kurarak M. Kemâl’in tepkisini çekmişlerdir. Bununla birlikte, Misâk-ı Millî kararlarını kabûl etmişlerdir. (M. Kemâl, Nutuk adlı eserinde bunları şiddetli biçimde eleştirir. O’nun kaleme aldığı Nutuk, Türk Devleti’nin kuruluş öyküsüdür (2). 19 Mayıs 1919 tarihinden başlayıp 1927 yılına kadar geçen olaylar anlatılmıştır (3). Ekim 1924’e kadar ayrıntılıdır. 1927 yılının 15-20 Ekim tarihleri arasında C. Halk Fırkası’nın Ankara’daki ikinci TBMM binasında toplanan 2. Kongresi’nde kendisi okumuştur. Sivas Kongresi 1. sayılır).
1- Misâk-ı Millî Kararları (28 Ocak 1920)
• Mondros Mütârekesi imzalandığı sıradaki vatan sınırları içinde hiç bir ayrılık kabul edilemez (millî sınır).
• Arap toprakları için halk oylaması yapılmalıdır.
• Türklerin çoğunlukta olduğu yerler vatanın parçasıdır, gerekirse halk oyuna başvurulabilir (Balkan Savaşlarında kaybedilen Batı Trakya kastedilmiştir).
• Halk oyu ile vatana katılmış olan Kars, Ardahan ve Batum (Elviye-i Selâse. 14 Temmuz Temmuz 1918′de yapılan halk oylamasında 87.084 kisiden 84.124′ü Osmanlı Devleti lehinde oy kullanmıştır. Fakat bu topraklar uzun süre elde tutulamamış, Mondros Ateskesi hükümleri geregince Türk kuvvetleri 1914 sınırlarına çekilmiştir), için gerekirse yeniden halk oyuna gidilebilir
• Güvenliğin sağlanması koşuluyla Boğazlar dünya ticaretine açılabilir.
• Azınlıklara, komşu memleketlerdeki Türklere verilen haklar kadar hak verilecektir
• Kapitülasyonlar kaldırılmalıdır.
Misâk-ı Millî’nin ilânının sonuçları :
• İtilâf Devletleri, alınan kararlar üzerine, 16 Mart 1920’de İstanbul’u resmen işgâl etmişlerdir (13 Kasım 1918’deki işgâl gayrı resmî idi).
• Bazı milletvekilleri tutuklanarak Malta’ya götürülmüş, diğerleri Ankara’ya gelmişlerdir.
• Damat Ferit Hükûmeti yeniden kurulmuştur
• Şeyhülislam’ın imzası ile hazırlanan bir fetva çoğaltılarak Anadolu’ya dağıtılmıştır. Fetvada, M. Kemâl ve arkadaşlarının öldürülmesi dinin gereği olarak gösterilmiştir. Ankara Müftüsü Rifat Börekçi, Millî Mücâdele’nin zorunluluk ve meşrûluğunu gösteren bir karşı fetvâ yayınlamıştır.
Misâk-ı Millî ile,
• Ulusal sınırlar çizilmiştir.
• Tam bağımsızlık ön görülmüştür.
• Sorunların, barışçı yoldan (halk oylaması) çözülmesinden yana tavır konulmuştur.
• M. Kemâl’in düşünceleri kabûl edilmiştir.
• Misâk-ı Millî, Millî Mücâdele’nin programıdır.
• Günümüzde ulusal sınırlar anlamında kullanmılmaktadır

Kurtuluş Savaşı Kongreler

KONGRELER
1- Erzurum kongresi (23 Temmuz – 7 Ağustos 1919)
Doğu Anadolu’nun Ermenilere verileceği söylentisi üzerine, Trabzon Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti’nin desteği ile Doğu Anadolu Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından düzenlenmiştir. 15. Kolordu komutanı Kâzım Karabekir Paşa’dan büyük destek görmüştür. Bölgesel amaçlı toplanan kongre, üyelerden birinin istifa etmesi ve Mustafa Kemâl’in onun yerini alıp (2), ardından başkanlığa seçilmesi sonucu millî kongreye dönüşmüştür. Toplanış amacı bölgesel, alınan kararlar bakımından millîdir. Kararlar şöyledir :
• Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür. Onun çeşitli kısımları birbirinden ayrılamaz (vatanın bütün olduğu ve ilk kez millî sınırlardan söz edildiği için, Misâk-ı Millî kararlarına öncülük etmiştir. Millî sınırlar, Mondros’un imzalandığı anda var olan sınırlarımız olarak kabûl edilir).
• Her türlü yabancı işgâline karşı, millet birleşip karşı koyacaktır.
• Osmanlı Hükümeti bağımsızlığımızı koruyamazsa, Anadolu’da geçici bir hükûmet kurulacaktır.
• Kuvva-i Millîye’yi etkin, millî iradeyi hâkim kılmak esastır (pâdişah ve İstanbul Hükûmeti’nin emirlerine uyulmayacağı belirtiliyor. Bununla birlikte, millî iradenin ve toplanan millî güçlerin pâdişahlık ve halifelik makamını kurtaracağı hükmü de
yer almıştır kongre kararlarında).
• Hıristiyanlara siyasî ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez (Tanzimatla başlayan azınlık ayrıcalıkları sınırlandırılıyor).
• Manda ve himâye kabûl edilemez (ilk kez karşı çıkılmıştır).
• Mebusan Meclisi’nin derhal toplanması ve hükûmeti denetlemesi gerekmektedir (Millî egemenliği güçlendirme isteği).
• Kongre, alınan kararları uygulamak için bir Heyet-i Temsilîye (Temsilciler Kurulu) seçecektir (başkanı M. Kemâl olan Heyet-i Temsilîye, bir hükûmet gibi çalışmıştır).
2- Sivas Kongresi (4 – 11 Eylül 1919)
Amasya Genelgesi ile M. Kemâl toplantıya çağırmıştır (1). Sadrazam Damat Ferit Paşa, Elazığ Valisi Ali Gâlip kanalıyla kongrenin toplanmasını engellemeye çalışmış, başaramamıştır. Millîdir; alınan kararlar, bütün ülke ve milleti ilgilendirmiştir. Büyük devletleri, istatistiki rakamlarla Anadolu ve Trakya’nın Türklere ait olduğuna inandırmak veya kurtuluşu, bir büyük devletin himayesinde aramanın yurtseverlik olduğunu sanan çarpık düşünceler tasfiyeye uğramıştır. Şu kararlar alınmıştır :
• Erzurum Kongresi kararları kabûl edilmiştir.
• Millî cemiyetler, Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk-i Millîye Cemiyeti adı altında birleşmiştir (örgütlenmede merkeziyetçilik sağlanmıştır).
• Bağımsızlığa ters düştüğü için bir daha gündeme gelmemek üzere, manda ve himâye reddedilmiştir. (2)
• Yeni katılımlarla genişletilen Temsilciler Kurulu, bütün yurdu temsil edecektir (Kurul, yürütme yetkisini kullanarak İstanbul Hükûmeti’ne alternatif olarak geçici hükûmet gibi çalışmıştır. Erzurum Kongresi’nde, “Temsilciler Kurulu, Doğu Anadolu’nun bütününü temsil eder” kararı, burada, “Temsilciler Kurulu, yurdun bütününü temsil eder “ şeklini almıştır).
• Mevcut siyasi partilerin amaçlarına hizmet edilmemesi kararlaştırılmıştır.
• Yürütme yetkisi ilk kez kullanılarak, Ali Fuat Paşa Batı Cephesi komutanlığına atanmıştır.
• İrâde-i Milliye Gazetesi yayına başlamıştır. (3)
Sivas Kongresi’nden hemen sonra Temsilciler Kurulu İstanbul Hükûmeti ile yönetim yönünden ilişki ve her türlü haberleşmeyi
kesmiş,İstanbul’dan Anadolu’ya atanan komutan ve valileri geri göndermiştir. Kongrenin toplanmasını önleyemeyen Sadrazam Damat Ferit Paşa görevden alınmış, sadrazamlığa Ali Rıza Paşa gelmiştir. Yeni hükûmet, M. Kemâl ile görüşmeye karar vermiştir.
Bu arada, Batı Anadolu’da Hacim Muhittin Çarıklı başkanlığında bölgesel kongreler de toplanmıştır. Temmuz ve Ağustos 1919’da I.Balıkesir, I.Nazilli ve Alaşehir, Eylül-Ekim 1919’da II.Balıkesir, II.Nazilli Kongreleri düzenlenmiş, Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongresi kararlarını kabûl etmiş, Kuvva-i Millîye’yi destekleyici kararlar almışlardır. Yunanlılara karşı Batı Cephesi’nin oluşmasında doğrudan rolleri vardır. Ancak, İstanbul Hükümeti’ne açıktan cephe alamamışlardır. (4)
Aynı günlerde, Amerikalı General Harbord Sivas’a gelerek M. Kemâl’le görüşmüş, Ermeni sorunu ve manda konusunda ABD Senatosu’na bir
rapor sunmuştur. Raporunda, Ermenilerin Doğu Anadolu’da çoğunlukta olmadığı ve bölgenin Türklere ait olduğunu açıklamıştır.
E. AMASYA GÖRÜŞMESİ (PROTOKOLU) (20 – 22 EKİM 1919)
Temsil Kurulu adına M. Kemâl, İstanbul Hükümeti adına Bahriye Nazırı Salih Paşa arasında yapılan görüşmeler sonucu Amasya Protokolu imzalanmıştır. Protokolle, İstanbul Hükûmeti, Millî Mücâdele’yi ilk kez tanımıştır; bu yanıyla önemlidir. Değilse, protokol, milletvekili seçimleri dışında uygulanamamıştır. Şu kararlar alınmıştır.
• Türk vilayetleri düşmana terk olunmayacak, hiçbir biçimde manda ve himaye kabul edilmeyecek, Türk vatanının bütünlüğü ve bağımsızlığı korunacak.
• Azınlıklara siyasi egemenliğimizi ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar tanınmayacak.
• Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, İstanbul Hükümeti tarafından resmen tanınacak.
• İtilaf Devletleri ile yapılacak olan barış görüşmelerinde Temsil Heyeti’nden de bir temsilci bulunacak.
• İvedi olarak Anadolu’da halkın özgür seçimiyle bir meclis toplanacak.
• Anadolu hareketi, İstanbul Hükümetini küçümseyici ve yok sayıcı davranışlardan kaçınacak.
M. Kemâl, komutanlarla 19-29 Kasım 1919 tarihleri arasında Sivas’ta bir toplantı yapmış, toplantıdan, “Meclis-i Mebusan” ın İstanbul’da toplanması kararı çıkmıştır. İşgâl altndaki bir şehirde toplanan meclisin bağımsız hareket edemeyeceğini düşünen M. Kemâl, Meclisin, Ankara’da açılmasına taraftar olduğu için, İstanbul değil, Ankara’ya gitme kararı vermiştir. O’nun, Ankara’yı merkez seçmesinin sebepleri şunlardır:
• Demiryolu bağlantısı olması
• Haberleşme imkânlarının bulunması
• Anadolu’ya hâkim konumu
• Batı Cephesi’ne yakınlığı
• Halkının, Millî Mücâdele’ye sıcak bakması

KURTULUŞ SAVAŞI I. HAZIRLIK EVRESİ

I. HAZIRLIK EVRESİ
Mustafa Kemâl’in Samsun’a çıkmasından TBMM’nin açılmasına kadar geçen süredir.

A. MUSTAFA KEMÂL’İN SAMSUN’A ÇIKMASI (19 MAYIS 1919)
Mondros Mütârekesi imzalandığı sırada Yıldırım Orduları komutanı olan M. Kemâl İstanbul’a çağırılmıştır. İstanbul’da kurtuluş çareleri aramış, bunun, Anadolu’da başarılacağına inandığı için, oraya geçme yollarını aramıştır. Orta ve Doğu Karadeniz’de katliama başlayan Rum çetelerine karşı Türklerin direnişe geçmesi üzerine, İngilizlerin, bölgede düzenin sağlanması adına, Türklerin ellerindeki silahları toplaması için İstanbul Hükümeti’ne baskı yapması ona fırsat vermiştir. İstanbul Hükümeti tarafından kendisine 9. Ordu Müfettişliği (sonradan 3. Ordu oldu) önerilmiş, kabûl etmiştir. Resmî görevi ile gerçek niyeti tamamen zıt şekilde Samsun’a çıkmıştır ki, sonradan, bu târihi, doğum târihi olarak benimsediğini belirtmiştir (doğum târihi bilinmiyor).
M. Kemâl, daha Samsun’da iken İstanbul’a yazdığı raporda, İtilâf Devletleri ile ters düşerek, direnişi haklı bulmuş, manda yönetiminin Türk halkının bünyesine uygun olmadığını belirtmiştir.
B. HAVZA GENELGESİ (28 MAYIS 1919)
M. Kemâl, Anadolu’daki komutanlarla görüştükten sonra, yayınladığı genelgede, İzmir’in işgâlinin protesto edilmesini, silâhların teslim edilmemesi, ordunun dağıtılmamasını istemiştir.
Genelgeden sonra, Mustafa Kemâl İstanbul’a çağırılmış, reddetmiş, 7-8 Temmuz gecesi Erzurum’da askerlikten istifa etmiştir (5 Ağustos 1921 tarihli Başkomutanlık Kanunu’na kadar sivil kalmıştır).
C. AMASYA GENELGESİ (22 HAZİRAN 1919)
Genelgeyi M. Kemâl hazırlamış, komutanlar imzalamışlardır (Rauf Bey, Ali Fuat Paşa, Refet Bey, Cemal Paşa. Ayrıca, Erzurumda bulunan Kâzım karabekir Paşa’nın telgrafla onayı alınmıştır). Karar altına alınan hükümler şöyledir:
• Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı tehlikededir.İstanbul Hükûmeti,İtilâf Devletlerinin denetimi altında bulunduğundan,üzerine düşen görevi yapamamaktadır. Bu durum, milletimizi esir gibi göstermektedir (Millî Mücadele’nin gerekçesi).
• Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır (Bu ve aşağıdaki maddelerde Millî Mücadele’nin yöntemi belirtilir. Millî egemenlik düşüncesi ilk kez ortaya atılmıştır; millet iradesine dayalı yeni bir devlet kurmaya doğru gidildiği açıkça görülüyor).
• Milletin, haklı sesini duyurabilmesi için, her türlü etkiden uzak olan Sivas’ta bir millî kurulun toplanması kararlaştırılmıştır.
• Her ilden, milletin güvenini kazanmış üçer delege Müdâfaa-i Hukuk-i Millîye, Redd-i İlhak cemiyetleri ve belediyeler tarafından seçilerek gizlice Sivas’a geleceklerdir (millet iradesi öne çıkartıldığı gibi, mücadele, millete mâl edilmiştir).
• Erzurum’da toplanacak olan kongre üyeleri de Sivas’a geleceklerdir.
• Askerî birlikler dağıtılmayacaktır. Ordu, alınan kararların uygulanmasında görevlendirilmelidir. (1)
Amasya Genelgesi ile,
• Millî Mücâdele’nin başladığı ilân edilmiş, mücâdele millete mal edilmiştir.
• Mücâdelenin gerekçe ve yöntemleri belirtilmiştir.
• Millî egemenliğin kurulacağının habercisidir.

Türk Devlerinde KÜLTÜR ve MEDENİYET

Türklerin ana yurdu Orta Asya bozkırlarıdır, Orta Asya’nın sınırları doğuda Baykal gölünden Batıda Hazar ve Ural dağlarına; kuzeyde Sibirya bozkırlarından güneyde Tanrı dağları ve Gobi çölüne uzanmaktadır. Bu coğrafyanın, bütün dünya tarafından kabul edilmiş siyasî adı ise Türkistan’dır. Arkeolojik kazı ve araştırmalar Orta Asya medeniyetinin M.Ö. V. bine kadar uzandığını göstermektedir. Batı Türkistan’da, bugünkü Aşkabat çevresinde yapılan kazılarda, M.Ö.V. bine ulaşan yerleşme merkezleri bulunmuştur. Anav kültürü olarak bilinen bu medeniyetin kimlere ait olduğu kesinlik kazanmamış ise de Türklerin bu bölgedeki varlıklarının ilk izlerini yansıtabileceği düşünülen ipuçlarını vermesi açısından önemli bir merkezdir. Proto -Türklere ait olduğu anlaşılan ilk kültür çevresi Altay-Sayan dağlarının kuzey batısında yer almaktadır. M.Ö. III. bin başlarına ait bu eski kültüre Afanasyevo kültürü denilmektedir. Bu kültürün en büyük özelliği Türk sosyal hayatının ilk örneğini yansıtmasıdır. Bu kültürde atın ehlileştirildiği ve koyun beslendiği görülmektedir. Ayrıca toprak kaplar, bakır ve tunçtan yapılmış çeşitli silâh ve süs eşyaları da bulunmuştur.Bu kültürün devamı olan Andronovo kültürü ise Altaylardan, Ural dağları-Aral gölü çevresine kadar yayılmıştır ( M.Ö.1700-1200). Bu kültürde tunçtan ve altından eşya yapımının geliştiği bilinmektedir. Andronovo kültürü özelliklerini yansıtan diğer bir kültür ise Yenisey-İrtiş çevresinde yer alan Karasuk kültürüdür (M. Ö.1300-800). Tuva ve Abakan bozkırları ile Baykal gölü havzasında bulunan hayvan figürlü kaplar ve silâhlar bu kültürlerde benzerlik gösterir.Karasuk kültürünün en büyük özelliği demirin işlenip, silâh yapımında kullanıldığı ilk kültür olmasıdır. Bu kültür çevresinde insanlar keçe çadırlarda yaşayıp, tekerlekli arabalar kullanıyorlardı. Minusinsk ve Abakan bölgesinden Altaylara uzanan bölgede Tagar kültürü olarak bilinen ve M.Ö.700′e tarihlenen buluntularda demir işçiliğinin nadir örnekleri yer almaktaydı. Ayrıca M.Ö. 3.yüzyıla ait, Orhun ve Selenga boylarına değin uzanan Pazırık kültürü, binlerce yıllık Türk kültürünün Hun çağına nasıl ulaştığını gösterir. Bütün bu buluntular Türk coğrafyasının tabiî sınırlarını tespit etmek açısından da büyük bir öneme sahiptir.Orta Asya’daki Türk kültür çevrelerinde, kurganlarda (Türklerin eşyaları ile birlikte gömüldükleri büyük mezarlar) bulunan bazı eşyalar, Türklerin çok eski zamanlardan beri konar göçer hayata has bir kültür geliştirdiklerini göstermektedir. Av ve savaş aletleri, demir ve deriden çeşitli eşyalar ve at ile kurt ağırlıklı hayvan figürlü kaplar, bu yaşayışın temel özelliklerini gösterir. Nitekim Türklere ait efsane ve Ergenekon Destanı gibi mitolojik olaylarda da bu motifler ön plândadır. Dolayısıyla, maddî buluntular ve Türk mitolojisi, Türklerin tarih sahnesine çıktığı yer ve zaman hususunda tamamen uygunluk göstermektedir.
A. DEVLET
“İl” adı verilen devletin başında, yetkisini “Gök-Tanrı”dan alan han, hakan, kağan, il teber, il erkin, tanhu, yabgu ünvânlarından birini taşıyan hükümdar bulunurdu. Toplumun temelini aileler oluştururdu. Ailelerin birleşmesiyle “urug” (sülâle)lar, urugların birleşmesiyle “boylar”, boyların bir araya gelmesiyle “budun” ortaya çıkar, budunlar ise devleti oluştururdu. Hükümdar, yetkisini, “Töre” denilen ve yazılı olmayan hukuk

kurallarından alırdı. Törenin sözlü olmasının sebebi, konar-göçer olunmasına bağlı olarak yazının kullanılmamasıdır (1). Kurultay Meclisi(Kengeş), hükümdara yönetim işinde yardımcı olur, işlevi, danışma kurulundan öteye geçemezdi. Hükümdarın başlıca görevleri, halkını savunmak, “doyurmak”, “giydirmek”, adâleti sağlamak, toy(ziyâfet) vermekti.
B. KUT ANLAYIŞI
Gök-Tanrı tarafından bir kişi veya aileye yönetme yetkisi verilmesi anlamına gelmektedir. Egemenliğin kaynağıdır. Kut, kan yoluyla geçtiği için, hânedan üyelerinin tümünün hükümdar olma hakkı bulunuyordu. Bu durum, taht kavgalarına sebep oluyordu. Olumlu yanı ise, en yetenekli kişiye taht yolunu açması idi. Kısacası, devlet, hânedanın ortak malı sayılıyordu.
C. ÜLKE YÖNETİMİ
Ülke, “merkez”, “doğu”(sağ) ve “batı”(sol) olarak bölünürdü. Büyük kağan merkezde otururdu. Güneşin doğduğu yön olduğu için doğu kanadı batıdan üstündü. Genelde doğu ve batı kanatlarının başında kağanın oğul veya kardeşleri bulunurdu. Bunlara yabgu veya tigin denilirdi. Bu yönetim anlayışını Mete Han koymuştu. Ayrıca, orduyu “onluk” sisteme göre yapılandırmıştı. Bu düzenin kurulduğu M.Ö. 209 yılı, Türk Kara Kuvvetlerinin kuruluş yılı olarak kabûl edilir. Ülkeyi yöneten idârecilerin ünvânları şöyle idi:
• Ti(e)gin : Kağanın oğlu
• Şad : Hânedan üyesi; yabgu ünvânını da kullanırlardı.
• Aygucı : Vezir (Orta Asya Türk devletlerinde en ünlü vezir Bilge Tonyukuk idi).
• Tudun : Vergi toplanması ve denetim işlerine bakardı.
• Yargucı : Yargıç.
• Tarkan : Askerî yönetici. Ordu baş komutanı anlamına gelen “sübaşı” da denilirdi.
• Tamgacı : Yazışma işlerini yürütür, aynı zamanda “bitikçi” ünvânını da kullanırlardı.
D. SOSYAL ve EKONOMİK YAPI
Türklerde sınıf ve kölelik kurumu olmamıştır. Bu durum, tarım toplumu olunmaması ve konar-göçerlikten kaynaklanmıştır. Yaşanan coğrafyanın iklim özellikleri ve kültürel değerlerin etkisiyle küçük baş hayvancılıkla uğraşılmıştır. Bu da, konar-göçer (yarı göçebe) bir yaşantı getirmiştir. Çin’e yapağı, et ve deri satılmıştır. Maden işletmeciliğinde de ileri gidilmiştir. İpek Yolu üzerinde ticâret de ekonomik etkinlikler arasında bulunmuştur. Orta Asya’da Türk-Çin mücadelesinin temelini, İpek Yolu’nun denetimini ele geçirme isteği oluşturmuştur. Uygurların yerleşik hayata geçmesiyle birlikte, tarım da Türkler arasında yaygınlık göstermiştir.
E. DİN ve İNANIŞ
Millî Gök-Tanrı dinine inanılmıştır. Tanrı soyut olduğu için, heykeli ve adına tapınak yapılmamıştır. Gök yüzünde cennet(Uçmak) ve yer altında cehenneme(Tamu) inanılmış, 7 kat oldukları kabûl edilmiştir. Kurban kesme en önemli ibadet sayılmıştır. Ataların ruhlarının bu dünyada yaşadığına inanılmıştır. Bu sebeple, ruhların yaşadığını düşündükleri mezarlara saygı göstermiş, üzerlerine basmamış, mezar ziyaretlerinde bulunmuşlardır. Ölüler hemen gömülmemiş, mumyalandıktan sonra obanın yüksekçe bir yerinde, “Tengri” saçından tutsun da yanına uçursun (cennete) diye bekletilmiştir. Öte yandan, bazı mağaralar, ağaçlar vb. de kutsal sayılmıştır. Katı kurallar ve dinin devlet yönetiminde yaptırımı olmadığı için, bir din sınıfı oluşmamıştır. Çoklarının sandığı gibi, Şamanizm, bir dînî inanç değil, sihir, fal, hekimlik vb. karaktere sahip bir anlayış özelliği taşımıştır. Şaman(Kam), hekimlik, büyücülük, falcılık, müzisyenlik yapmış, kurban törenlerini yönetmiştir. Cenâze törenlerine “Yuğ” denilmiştir. Kişi öldüğünde, çadırı çevresinde 7 kez atla dönülmüş, ölü evine götürülen yemeğe “yuğ aşı” denilmiştir. İkinci yaşama inanıldığı için, ölü, atı ve sevdiği eşyaları ile birlikte gömülmüştür. “Kurgan” adı verilen mezarın başına, ölünün hayattayken öldürdüğü var sayılan düşman sayısı kadar taş dikilmiş, buna “Balbal” denilmiştir.
Çin’in Kansu Bölgesi’ne göç eden Uygurlar Konfiçyus, Doğu Türkistan’a yerleşenler, Mani ve Buda dinlerine girmişlerdir. Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurlar günümüzde Müslümandırlar. Hazar Denizi’ne adlarını veren Hazarların da Musevî oldukları iddia edilmektedir. Orta Asya Türklerinin din kurallarına sıkı sıkıya bağlı olmayışları beraberinde hoşgörüyü getirmiştir (2).
F. EDEBİYAT
Sözlü ve yazılı olarak ikiye ayrılmıştır;
1) Sözlü edebiyat:
Sav : Türklerin yaşam tarzını anlatan şiirler.
Sagu : Ölen büyük kişiler için yakılan ağıt.
Koşuk : Müzik eşliğinde söylenen şiir (en önemli müzik âleti kopuzdur).
Destan : Âdet, töre, inanç, yaşam tarzları konusunda bilgi verirler;
• Oğuz Kağan Destanı : Asya Hunları.
• Ergenekon Destanı : Göktürkler.
• Türeyiş (Doğuş) ve Göç destanları : Uygurlar.
• Alper Tunga ve Şu destanları : İskitler (Sakalar).
• Manas Destanı : Kırgızlar.
• Dede Korkut Destanı : Oğuzlarla Kıpçakların mücadelesini konu alır.
2) Yazılı edebiyat: Türklerin ilk kullandığı alfabe, 38 harfli Göktürk Alfabesi’dir. Orhun yazıtları(Anıtları) bu alfabeyle yazılmıştır. Türk târihinin ilk millî kaynağıdır. II.Göktürk (Kutluk) Devleti döneminde Bilge Kağan, Kültigin ve Vezir Tonyukuk adına “Kutsal Ötügen Bölgesi”ne dikilmişlerdir. Moğolistan sınırları içindedir. Yo(u)luğ Tigin tarafından taşa kazılarak yazılmıştır. Buna göre, Yoluğ Tigin, Türklerin ilk târihçi ve edebiyatçısıdır. Yazıtları, İsveçli subay Strahlenberg bulmuş, Danimarkalı dil bilimci Wilhelm Thomsen okumuştur. Türk idâre ve sosyal yapısı hakkında bilgiler yer almaktadır. Uygurlar, 18 harfli bir alfabe oluşturmuş, kâğıt ve matbaayı kullanmışlardır. Gerçek anlamda yazılı Türk edebiyatı Uygurlar döneminde ortaya çıkmıştır.
G. ZAMAN
Orta Asya Türkleri 12 Hayvanlı Türk Takvimi kullanmışlardır. Bir yıl 12 aya, bir gün 12 bölüme ayrılmış, bu bölümlere “çağ” denilmiştir.

(1) Orta asya Türk devletleri göçebe yaşamın getirdiği zorunluluk nedeniyle yazılı hukuk kuralları meydana getirememişlerdir. Ancak, devlet yönetiminde ve günlük ilişkilerde hükümdarın ve de halkın uymak zorunda olduğu kurallar vardı. Hatta Hakanın millete karşı sorumluluklarından biri de bu kuralları uygulamaktı.
Yazılı olmayan bu kurallara ne ad verilirdi? (2002 KPSS)
A. Toy B. Kurultay C. Toygun D. Otağ E. Törü (Töre)

(2) İslamiyet’ten önceki Türklerin kendilerinden farklı inanışlara sahip insanlarla bir arada yaşaması, Türklerde aşağıdakilerden hangisine bir kanıttır? (2005 KPSS)
A) Ülke sorunlarının görüşüldüğü meclis kurduklarına C) Ülkenin iki bölüm halinde yönetildiğine E) Hoşgörülü olduklarına
B) Birden fazla devlet kurduklarına D) Yerleşik hayata geçtiklerine

H. SANAT
• Hayvan üslûbu: Konar-göçer bozkır yaşantısının tipik özelliğini gösterir. Taşınabilir eşyalar üzerine işlenen motiflerde hayvanların mücadelesi gösterilmiştir. Hayvan motiflerinin, o eşya ve sahibini koruduğuna inanılmıştır. Orta Asya’da yaygınlık kazanan bu sanatın yaratıcısı İskitlerdir.
• Heykel: Balbal denilen ve mezar başlarına konulan ilkel taş heykeller oldukça yaygındır. Orhun kazılarında Kültigin’in başının bulunması, heykel yapımı olduğunu kanıtlamaktadır. Resim ve heykel sanatı, Mani ve Buda dinlerine girdikten sonra Uygurlarda çok gelişmiştir.
• Mimarlık: Konar-göçerlikten dolayı Uygurlara kadar eser görülmez. Uygurlar, yerleşik hayata geçtikleri için şehirler kurmuş, mimârî eserler oluşturmuşlardır. Kubbeli türbe ve köşe üçgenlerinin (Türk üçgeni) yaratıcısı Uygurlardır.
• Resim: Türk resmini de Uygurlar yaratmıştır. Fresk ve minyatür sanatı oldukça gelişmiştir. Minyatür sanatı ve çiniciliği de İslâm dünyasına Uygurlar hediye etmiştir.
• Halı: Bilinen ilk düğümlü halı, Orta Asya’da Altay dağlarının eteklerinde Türklere ait olduğu kabûl edilen Pazırık kurganında bulunmuştur. Asya Hunlarından kalmadır.

İSLÂMİYET’TEN ÖNCE ORTA ASYA’DA KURULAN TÜRK DEVLETLERİ

I. SİYASİ TARİH
Orta Asya’dan yapılan ilk Türk göçlerinin sebepleri:
• İklimin olumsuz yönde değişmesi
• Türklerin kendi aralarındaki mücadele
• Salgın hayvan hastalıkları
• Nüfus artışı
• Yeni yerler ele geçirme isteği
• Çin’in baskısı
İlk Türk göçlerinin sonuçları:
• Türk kültür ve uygarlığı geniş alanlara yayılmıştır.
• At sayesinde kısa sürede geniş alanlara yayılma ve çok sayıda devlet kurulması, Türk tarihînin bir bütün olarak incelenmesini zorlaştırmaktadır.
A.ASYA HUN İMPARATORLUĞU
• Bilinen ilk Türk devletidir.
• Orta Asya’da günümüzde Moğolistan sınırları içinde kalan Ötügen Bölgesi’nde kurulmuştur. Bu bölgeyi Orta Asya Türkleri kutsal saymışlardır.
• Yazı kullanmadıkları için, haklarında bilgiyi Çin kaynakları vermektedir.
• Bilinen ilk hükümdarı Teoman’dır. İpek Yolu egemenliği için Türklerin Çin’e yaptıkları akınları o başlatmıştır. Çinliler, akınları durdurmak için M.Ö. 214’te Çin Seddi’nin yapımına başlamışlardır.
Teoman’dan sonra Asya Hunlarının başına oğlu Mete geçmiştir. Onun döneminde:
• Türk siyâsî birliği sağlanmıştır.
• Kağana danışmanlık yapan Kurultay (Kengeş) Meclisi kurulmuştur (1).
• Çin yenilgiye uğratılarak, vergiye bağlanmış, İpek Yolu egemenliği sağlanmıştır.
• Asya Hun İmparatorluğu en parlak dönemini yaşamıştır.
• Mete, M.Ö. 209’da, günümüz ordularında kullanılan onluk, binlik, yüzlük sistemi yaratmıştır. Bu arada, Çin’i defalarca yenmesine rağmen, yoğun Çin nüfusu içinde Türklerin erimesini önlemek için, bu ülkeye yerleşmeyi düşünmemiştir.
• Oğuz Kağan Destanı Asya Hunlarından kalmadır. Oğuz Kağan’ın Mete olduğu iddia edilmektedir.
Kavimler Göçü (M.S. 375)
Asya Hun İmparatorluğu’nun parçalanmasından sonra Hunlardan bir bölümü batı yönünde ilerlemeye başlamış, önlerine çıkan kavimleri Avrupa içlerine doğru göçe zorlamışlardır. Bu olay, Avrupa ve dünya târihinde önemli sonuçlar yaratmıştır:
• Roma İmparatorluğu, 395 yılında Doğu (Bizans) ve Batı olarak ikiye ayrılmış, Batı Roma İmparatorluğu 476’da yıkılmıştır.
• Çok sayıda topluluk ırkî olarak kaynaşmış, günümüz Avrupa milletleri oluşurken, Avrupa devletlerinin de temeli atılmıştır.
• İlk Çağ bitmiş, Orta Çağ başlamıştır.
• Merkezî krallıklar gücünü yitirerek, feodalite(derebeylik) rejimi ortaya çıkmış, Avrupa’da Orta Çağ boyunca egemen olmuştur. Kilise de güç kazanmış, (i)skolastik düşünce (dayatmacı, baskıcı) çağa damgasını vurmuştur.
• Avrupa 100 yıl boyunca karışıklık yaşamıştır.
• Avrupa Hun Devleti kurulmuştur. En önemli hükümdarı Attila’dır. Bizans’ı vergiye bağlamıştır.
• Avrupalılar, onluk sistem ve devlet idâre teşkilâtını Avrupa Hun Devleti’nden öğrenmişlerdir.
• Kavimler Göçü ile Avrupa’ya Türk veya Türklerle akraba Hunlar, Avarlar, Macarlar ve Peçenekler girmiştir.
B.GÖKTÜRKLER
1- I.GÖKTÜRK KAĞANLIĞI
• Hunlardan sonra Orta Asya’ya egemen olmuşlardır.
• Kurucusu Bumin Kağan’dır. Avarların Ötügen Bölgesi’ndeki egemenliğine son vererek, Türk boylarını bir araya getirmiştir. İpek Yolu’nu ele geçirmiş, Çin’i vergiye bağlamıştır.
• En parlak dönemini Mukan Kağan yaşatmıştır.
• İran’da kurulan Sâsânî Devleti ile iş birliği yaparak Hindistan’ın kuzeyinde Akhun Devleti’ni (Kavimler Göçü sırasında Hun Türkleri tarafından kurulmuştur) yıkmışlardır. Sâsânîlerin İpek Yolu üzerinde etkili olmaları üzerine Bizans ile iş birliğine girerek Sâsânîleri yenmişlerdir. Sâsânîlerin yenilmesi, Dört Halife Dönemi’nde Müslümanların İran’ı kolayca ele geçirmesini sağlamıştır.
• Çin’in “böl-yönet-yut” politikası sonucu, I. Göktürk Kağanlığı 587 yılında ikiye ayrılmış, ardından Çin egemenliğine girmişlerdir.
2- II.GÖKTÜRK KAĞANLIĞI (KUTLUKLAR)
• Kutluk Kağan tarafından kurulmuş, Çin vergiye bağlanmıştır.
• Bilge Kağan ülkeyi kardeşi Kültigin ile birlikte yönetmiş, Türk târihindeki ilk vezir olan Tonyukuk’un da yardımı ile Göktürkler en güçlü dönemlerini yaşamışlardır. Orhun Yazıtları bu üçlü adına dikilmiştir (2).
• Kutluk Kağanlığı, Karluk, Basmıl ve Uygur Türklerinin ittifakı sonucu 742’de yıkılmıştır.
Göktürklerin önemli özellikleri:
• “Türk” adı ile kurulmuş ilk Türk devletidir.
• Ergenekon Destanı Göktürklerin kuruluş efsanesidir.
C.UYGURLAR
• Ötügen ve ardından Doğu Türkistan’da devlet kurmuşlardır. Çinlilere karşı Müslüman Araplarla iş birliği yapmış, Müslümanların 751 Talas Savaşı’nı kazanmasında etkili olmuşlardır. Çin’in Orta Asya’daki egemenliğini kırdığı ve Çinlileşmesini önlediği gibi,Türklerin Müslümanlığa girmesi sürecini de başlatmıştır savaş.
• Uygur Kağanlığı, Kırgız Türkleri tarafından 840’da yıkılmıştır. Uygurların bir bölümü Çin’in Kansu bölgesine yerleşerek Sarı Uygur adını almışlardır; günümüzde varlıklarını sürdürmektedirler. Doğu Türkistan’a göç eden Uygurlar, burada Turfan Uygur Devleti’ni kurmuş, uygarlık alanında gelişme göstermişlerdir. Devletleri Cengiz Han tarafından yıkılmışsa da, Moğol imparatorluğu’nda önemli görevlere gelmiş, Moğolların önemli bir bölümünün Türkleşmesini sağlamışlardır. Özbek Türkleri bu şekilde ortaya çıkmıştır. Günümüzde, Çinlilerin Sinkiang (Sincan) adını verdikleri Doğu Türkistan’da Çin egemenliği altında en az 30 milyon Müslüman Uygur Türkü yaşamaktadır.
Uygurların önemli özellikleri:
• Konar-göçerliği bırakarak yerleşik hayata geçen ilk Türk topluluğudur. Toprağa bağlı tarım ve ticaretle uğraşmış, Doğu Türkistan’da,Turfan, Beşbalık, Kuçan, Karaşar ve Ordubalık şehirlerini kurmuşlardır. Karabalgasun da denilen Ordubalık ilk Türk şehridir (2).
• 18 harfli Uygur alfabesini oluşturmuşlardır.
• Özgün Türk mimarisi ve heykellerinin ilk örneklerini vermişlerdir.
• Millî Gök-Tanrı Dini’ni bırakarak Mani ve Buda dinlerine girmiş, savaşçı yanları bundan olumsuz etkilenmiştir.
• Orta oyunu sahneleyerek, Türk tiyatrosunun ilk örneğini vermişlerdir.
• Çin’den kâğıt ve matbaayı alarak geliştirmişlerdir.
• Mani Dini’ne ait olan duaları Türkçeye çevirmişlerdir.
• Yaratılış ve Göç destanları Uygurlara aittir.
• Balasagun ve Şine-Usu yazıtları günümüze ulaşmıştır.
D.İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRKLERE İLİŞKİN DİĞER ÖZELLİKLER
• Türgişler (Türkeşler,Türgeşler), Türklere ait ilk parayı kullanmış, şehir kültürünün Türkler arasında yaygınlaşmasında etkili olmuşlardır. Ayrıca, Orta Asya Türklerinin Araplaşmasını önlemişlerdir.
• Avarlar, İstanbul’u kuşatan ilk Türk topluluğudur.
• Hazar Türk Kağanlığı Musevîliği kabûl etmiştir.
• Manas Destanı Kırgız Türklerine aittir.
• Alper Tunga ve Şu destanları İskitlere(Sakalar) aittir. Mezarların başına dikilen ve ölünün hayatta iken öldürdüğü düşman sayısını temsil eden “balbal” adı verilen taşlar İskitlerde yaygınlık göstermiştir.
• Günümüzde Türkmenistan, İran, Irak, Suriye, Azerbaycan, Türkiye, Kıbrıs ve Balkanlarda yaşayan Türklerin atası Oğuzlardır. En çok ve önemli Türk devletini Oğuzlar kurmuştur. Müslüman olduktan sonra Araplar kendilerini “Türkmen” adı ile anmıştır. Kavimler Göçü’nü izleyen yüzyıllarda Avrupa’ya göç edenlerine “Uz” denilmiştir. Hıristiyan Gagavuz Türklerinin onların soyundan geldiği sanılmaktadır.
• İslâmiyet’e giren ilk Türk topluluğu Karluklardır.
• Orta Asya’da günümüzde Moğolistan sınırları içinde kalan Ötügen Bölgesi’nde kurulmuştur. Bu bölgeyi Orta Asya Türkleri kutsal saymışlardır.
• Yazı kullanmadıkları için, haklarında bilgiyi Çin kaynakları vermektedir.
• Bilinen ilk hükümdarı Teoman’dır. İpek Yolu egemenliği için Türklerin Çin’e yaptıkları akınları o başlatmıştır. Çinliler, akınları durdurmak için M.Ö. 214’te Çin Seddi’nin yapımına başlamışlardır.
Teoman’dan sonra Asya Hunlarının başına oğlu Mete geçmiştir. Onun döneminde:
• Türk siyâsî birliği sağlanmıştır.
• Kağana danışmanlık yapan Kurultay (Kengeş) Meclisi kurulmuştur (1).
• Çin yenilgiye uğratılarak, vergiye bağlanmış, İpek Yolu egemenliği sağlanmıştır.
• Asya Hun İmparatorluğu en parlak dönemini yaşamıştır.
• Mete, M.Ö. 209’da, günümüz ordularında kullanılan onluk, binlik, yüzlük sistemi yaratmıştır. Bu arada, Çin’i defalarca yenmesine rağmen, yoğun Çin nüfusu içinde Türklerin erimesini önlemek için, bu ülkeye yerleşmeyi düşünmemiştir.
• Oğuz Kağan Destanı Asya Hunlarından kalmadır. Oğuz Kağan’ın Mete olduğu iddia edilmektedir.
Kavimler Göçü (M.S. 375)
Asya Hun İmparatorluğu’nun parçalanmasından sonra Hunlardan bir bölümü batı yönünde ilerlemeye başlamış, önlerine çıkan kavimleri Avrupa içlerine doğru göçe zorlamışlardır. Bu olay, Avrupa ve dünya târihinde önemli sonuçlar yaratmıştır:
• Roma İmparatorluğu, 395 yılında Doğu (Bizans) ve Batı olarak ikiye ayrılmış, Batı Roma İmparatorluğu 476’da yıkılmıştır.
• Çok sayıda topluluk ırkî olarak kaynaşmış, günümüz Avrupa milletleri oluşurken, Avrupa devletlerinin de temeli atılmıştır.
• İlk Çağ bitmiş, Orta Çağ başlamıştır.
• Merkezî krallıklar gücünü yitirerek, feodalite(derebeylik) rejimi ortaya çıkmış, Avrupa’da Orta Çağ boyunca egemen olmuştur. Kilise de güç kazanmış, (i)skolastik düşünce (dayatmacı, baskıcı) çağa damgasını vurmuştur.
• Avrupa 100 yıl boyunca karışıklık yaşamıştır.
• Avrupa Hun Devleti kurulmuştur. En önemli hükümdarı Attila’dır. Bizans’ı vergiye bağlamıştır.
• Avrupalılar, onluk sistem ve devlet idâre teşkilâtını Avrupa Hun Devleti’nden öğrenmişlerdir.
• Kavimler Göçü ile Avrupa’ya Türk veya Türklerle akraba Hunlar, Avarlar, Macarlar ve Peçenekler girmiştir.
B.GÖKTÜRKLER
1- I.GÖKTÜRK KAĞANLIĞI
• Hunlardan sonra Orta Asya’ya egemen olmuşlardır.
• Kurucusu Bumin Kağan’dır. Avarların Ötügen Bölgesi’ndeki egemenliğine son vererek, Türk boylarını bir araya getirmiştir. İpek Yolu’nu ele geçirmiş, Çin’i vergiye bağlamıştır.
• En parlak dönemini Mukan Kağan yaşatmıştır.
• İran’da kurulan Sâsânî Devleti ile iş birliği yaparak Hindistan’ın kuzeyinde Akhun Devleti’ni (Kavimler Göçü sırasında Hun Türkleri tarafından kurulmuştur) yıkmışlardır. Sâsânîlerin İpek Yolu üzerinde etkili olmaları üzerine Bizans ile iş birliğine girerek Sâsânîleri yenmişlerdir. Sâsânîlerin yenilmesi, Dört Halife Dönemi’nde Müslümanların İran’ı kolayca ele geçirmesini sağlamıştır.
• Çin’in “böl-yönet-yut” politikası sonucu, I. Göktürk Kağanlığı 587 yılında ikiye ayrılmış, ardından Çin egemenliğine girmişlerdir.
2- II.GÖKTÜRK KAĞANLIĞI (KUTLUKLAR)
• Kutluk Kağan tarafından kurulmuş, Çin vergiye bağlanmıştır.
• Bilge Kağan ülkeyi kardeşi Kültigin ile birlikte yönetmiş, Türk târihindeki ilk vezir olan Tonyukuk’un da yardımı ile Göktürkler en güçlü dönemlerini yaşamışlardır. Orhun Yazıtları bu üçlü adına dikilmiştir (2).
• Kutluk Kağanlığı, Karluk, Basmıl ve Uygur Türklerinin ittifakı sonucu 742’de yıkılmıştır.
Göktürklerin önemli özellikleri:
• “Türk” adı ile kurulmuş ilk Türk devletidir.
• Ergenekon Destanı Göktürklerin kuruluş efsanesidir.
C.UYGURLAR
• Ötügen ve ardından Doğu Türkistan’da devlet kurmuşlardır. Çinlilere karşı Müslüman Araplarla iş birliği yapmış, Müslümanların 751 Talas Savaşı’nı kazanmasında etkili olmuşlardır. Çin’in Orta Asya’daki egemenliğini kırdığı ve Çinlileşmesini önlediği gibi,Türklerin Müslümanlığa girmesi sürecini de başlatmıştır savaş.
• Uygur Kağanlığı, Kırgız Türkleri tarafından 840’da yıkılmıştır. Uygurların bir bölümü Çin’in Kansu bölgesine yerleşerek Sarı Uygur adını almışlardır; günümüzde varlıklarını sürdürmektedirler. Doğu Türkistan’a göç eden Uygurlar, burada Turfan Uygur Devleti’ni kurmuş, uygarlık alanında gelişme göstermişlerdir. Devletleri Cengiz Han tarafından yıkılmışsa da, Moğol imparatorluğu’nda önemli görevlere gelmiş, Moğolların önemli bir bölümünün Türkleşmesini sağlamışlardır. Özbek Türkleri bu şekilde ortaya çıkmıştır. Günümüzde, Çinlilerin Sinkiang (Sincan) adını verdikleri Doğu Türkistan’da Çin egemenliği altında en az 30 milyon Müslüman Uygur Türkü yaşamaktadır.
Uygurların önemli özellikleri:
• Konar-göçerliği bırakarak yerleşik hayata geçen ilk Türk topluluğudur. Toprağa bağlı tarım ve ticaretle uğraşmış, Doğu Türkistan’da,Turfan, Beşbalık, Kuçan, Karaşar ve Ordubalık şehirlerini kurmuşlardır. Karabalgasun da denilen Ordubalık ilk Türk şehridir (2).
• 18 harfli Uygur alfabesini oluşturmuşlardır.
• Özgün Türk mimarisi ve heykellerinin ilk örneklerini vermişlerdir.
• Millî Gök-Tanrı Dini’ni bırakarak Mani ve Buda dinlerine girmiş, savaşçı yanları bundan olumsuz etkilenmiştir.
• Orta oyunu sahneleyerek, Türk tiyatrosunun ilk örneğini vermişlerdir.
• Çin’den kâğıt ve matbaayı alarak geliştirmişlerdir.
• Mani Dini’ne ait olan duaları Türkçeye çevirmişlerdir.
• Yaratılış ve Göç destanları Uygurlara aittir.
• Balasagun ve Şine-Usu yazıtları günümüze ulaşmıştır.
D.İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRKLERE İLİŞKİN DİĞER ÖZELLİKLER
• Türgişler (Türkeşler,Türgeşler), Türklere ait ilk parayı kullanmış, şehir kültürünün Türkler arasında yaygınlaşmasında etkili olmuşlardır. Ayrıca, Orta Asya Türklerinin Araplaşmasını önlemişlerdir.
• Avarlar, İstanbul’u kuşatan ilk Türk topluluğudur.
• Hazar Türk Kağanlığı Musevîliği kabûl etmiştir.
• Manas Destanı Kırgız Türklerine aittir.
• Alper Tunga ve Şu destanları İskitlere(Sakalar) aittir. Mezarların başına dikilen ve ölünün hayatta iken öldürdüğü düşman sayısını temsil eden “balbal” adı verilen taşlar İskitlerde yaygınlık göstermiştir.
• Günümüzde Türkmenistan, İran, Irak, Suriye, Azerbaycan, Türkiye, Kıbrıs ve Balkanlarda yaşayan Türklerin atası Oğuzlardır. En çok ve önemli Türk devletini Oğuzlar kurmuştur. Müslüman olduktan sonra Araplar kendilerini “Türkmen” adı ile anmıştır. Kavimler Göçü’nü izleyen yüzyıllarda Avrupa’ya göç edenlerine “Uz” denilmiştir. Hıristiyan Gagavuz Türklerinin onların soyundan geldiği sanılmaktadır.
• İslâmiyet’e giren ilk Türk topluluğu Karluklardır.

1. Dünya Savaşı

CEPHELER
Topraklarımızda Savaştığımız Cepheler
1.Kafkas Cephesi
2 Çanakkale Cephe
3 Kanal Cephesi
4 Irak Cephesi
5. Filistin Cephesi
6. Hicaz-Yemen Cephesi
7. Suriye Cephesi
Topraklarımız dışında Savaştığımız cepheler
1. Makedonya 2. Galiçya 3 Romanya
Doğu ve Kafkas Cephesi Cephenin Açılma Nedenleri;
1- ittihatçıların Anadolu’daki Türklerle Orta Asya’daki Türk¬leri birleştirmek istemeleri
2- Almanların Bakû petrollerini ele geçirmek istemesi
Osmanlı Devleti’nin ilk taarruz cephesidir. Osmanlı orduları bu cephede Ruslara karşı savaştılar. Gerekli hazırlıkların yapılmayıp tedbirlerin alınmaması nede¬niyle Türk ordusu iklime mağlup olmuştur Sonuçta. Erzurum. Muş. Bitlis, Trabzon. Erzincan ve Van Rus işgaline uğradı Çanakkale başarısından sonra Diyarba¬kır’a gönderilen Mustafa Kemal, burada Rus ileri harekâtının durdurulmasında ve Muş’un kurtarılmasında etkili oldu. Bu sırada doğuda Ruslardan destek alan Ermenilerin katlı ama girişmesi ü/erine çıkarılan 1915 Tehcir (göç) Kanunu ile Ermeniler güvenli olan yerlere göç ettiler. Rusya’da çıkan Bolşevik İhtilali Rusya’nın savaştan çekilmesine neden oldu. İmzalanan 3 Mart 1910 Brest Lıtowsk Antlaşması ile bu cephe kapanmıştır Böylece bu cephe Osmanlı devleti lehine sonuçlandı Doğu Anadolu’da birik sağlandı
Kanal Cephesi
Almanya’nın isteğiyle Süveyş Kanalı’nda açılan bir cephedir Amacı İngiltere’nin Hindistan sömürge yollarıyla bağlantısını kesmektir. Bu cephede başlayan mücadeleler Temmuz 1916′de Osmanlı devleti aleyhine sonuçlandı
Çanakkale Cephesi
19 Şubat 1915’te başlayan Çanakkale harekâtı itilaf devletlerinin. Osmanlı devleti saf dışı bırakmak Rus ordusuna gerekli asken yardımı ve malzemeyi ulaştırmak Balkan Devletleri’ni savaşa çekmek Savaşı kısa zamanda sonuçlandırmak gibi önemli amaçları vardı. 18 Mart 1915 günü başlayan asıl hücumları sonuçsuz kaldı itilaf donanmasını bozguna uğradı Boğazı geçemeyeceğini anlayan itilaf devletleri, Gelibolu’ya asker çıkardılar Gelibolu’daki mücadeleler sekiz ay kadar devam etti. Mustafa Kemal’in 19. Tümen Komutanı olarak bulunduğu Türk ordusu. Conkbayırı ve Anafartalar’da zaferler kazana¬rak düşman ilerleyişini durdurdu. İngiliz ve Fransız güçlen 8-9 Ocak 1916da Çanakkale’yi tamamen boşalttılar.
Sonuçları:

  • I. Dünya savaşı uzadı.
  • Düşman Çanakkale’yi geçemedi ve Rusya’ya yardım ulaştıramadı
  • Mustafa Kemal’in tanınmasına ve Milli Mücadele’nin lideri ol¬masına ortam hazırladı.
  • Savaş sırasında gizli antlaşmalar ilk kez ortaya çıktı.
  • Yarım milyona yakın insan hayatını kaybetti
  • Balkan devletlerinin tutumları değişmiş, Bulgaristan ittifak Devletlerinin yanında savaşa girmiştir (Amacı; I. Balken ta¬vası sonunda kazandığı toprakları tekrar alabilmektir.) İtilaf devletten güçlerini Çanakkale’ye yığdıklarından Alman¬ya rahatladı.

Filistin Cephesi
Osmanlı Devletinin kanal harekâtında başarılı olamaması üzerine üstünlük İngiltere’ye geçmiş İngiltere, Araplarla işbirliği yaparak Osmanlı ordusunu Şam’a kadar çekilmeye zorlamıştır.
Irak Cephesi
Bu cephe İngilizler tarafından açıldı. Amaç. Kuzey yönünde ilerleyip Kafkaslardaki Rus kuvvetle-riyle birleşmekti. Böylece Türk kuvvetlerinin İran’a girerek Hindistan’ı tehdit et¬mesini önlemiş olacaktı. İngiltere ayrıca Abadan petrollerini korumak istiyordu. Kasım 1918′te Türk kuvvetleri Amarada İngilizleri yendiler Ancak sonuçta Türk ordusu başarısız oldu ve İngilizler Bağdat’ı işgal ettiler
Yemen – Hicaz Cephesi
Türk birlikleri bu cephede hem İngilizlerle hem de ayaklanan Araplarla savaşmak zorunda kalmıştır. Bu cephedeki savaşlar İslam dünyasında ümmetçilik düşün¬cesinin sona erdiğini, yerine milliyetçiliğin güçlenmesine se¬bep olmuştur
Suriye Cephesi
Filistin Cephesinin devamıdır. Mustafa Kemal bu cephede Yedinci Ordu Komutanı olarak bulunuyordu. Mustafa Kemal, Halep’in kuzeyinde bir savunma hattı kurarak İngiliz ve Arapların saldırılarını önledi