Kurtuluş Savaşı Genelgeler/Kongreler Dönemi

Kurtuluş Savaşı Genelgeler/Kongreler Dönemi

Kurtuluş Savaşı, İstiklal Harbi, Türk İstiklal Harbi veya Mülli Mücadele olarak adlandırılan, 1. Dünya Savaşından yenik olarak çıkan Osmanlı Devleti’ni İtilaf Devletlerince açılan işgal sonucu milli sınırları korumak için açılan çok cepheli siyasi ve askeri bir savaştır.

Havza Genelgesi (Bildirisi) 28 -29 Mayıs 1919

Mustafa Kemal’in İzmir’in işgalini Anadolu’ya bildirmek ve halk arasında milli bilinci uyandırmak için yayımlandı.

Genelgedeki maddeler

  • Havza genelgesinden sonra ülkenin pekçok yerinde işgalleri protesto mitingleri düzenlenecektir.
  • İtilaf Devletleri ve istanbul Hükümetini kınayan telgraflar çekilecektir.
  • Mitinglerde Hristiyan halka zarar verilmeyecektir.
  • Büyük devletlerin temsilcilerine uyarı mektupları ve telgrafları çekilecek.

Önemi ;

  • Milli direniş ilk defa uyandırılmıştır.
  • Mustafa Kemal İtilaf devletlerinin baskısı ile İstanbula Çağrıldı Mustafa Kemal çağrıya cevap vermedi.
  • Yurdun her tarafında işgallere protesto mtingleri düzenlendi.

Amasya Genelgesi (22 Haziran 1919)

Havzadan Amasya’ya geçen Mustafa Kemal burada ülkenin içinde bulunduğu durumu açıkça belirtiyor ve çözüm yolunun bütün güçlerin birleşmesinden geçtiğini ifade ediyordu. Mustafa kemal Amasya’da Anadolu ve Rumeli’de kurulan Müdafa-i Hukuk Derneklerini birleştirme ve kongreler yaparak tüm ulusun kesin kararına dayalı yeni bir yönetim kurma amacıyla Amasya genelgesini(Tamimi) hazırlamıştır.

Genelgedeki maddeler;

  • Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir.(Kurtuluş Savaşının gerekçesi)
  • İstanbul Hükümeti üzerine düşen görevi yerine getirmemektedir. Bu durum milletimizi yok durumuna düşürmektedir.
  • Milletin geleceğini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. (Kurtuluş Savaşının amacı ve yöntemi belirtilmiştir.)
  • Her türlü etki ve denetimden uzak bir kurul oluşturulmalıdır.
  • Her ilden üç delege olacak şekilde Sivas’ta milli bir kongre düzenlenmelidir.
  • Seçilecek bu delegelerin seçimlerini Belediyeler yapacaklardır.
  • Mevcut askeri birlikler kesinlikle dağıtılmayacak, komutası bırakılmayacaktır.

Amasya Genelgesinin Önemi;

  • Türk İnkılabı’nın ihtilal safhası başlamıştır.
  • Ulusal egemenliğe dayalı bir yönetimin kurulması konusunda atılan ilk adımdır.
  • Amasya Genelgesinde ilk kez milli egemenliğe dayalı bir yönetimden bahsedilmiştir.
  • İstanbul Hükümeti ilk kez yok sayılmıştır.
  • Türk milletini hem İistanbul hükümetine hem de işgalci güçlere karşı mücadele etmeye çağırmıştır.
  • Üstü kapalı olarak temsil kurulunun kapatılmasından bahsedilmiştir.

Amasya Genelgesinden sonra Mustafa Kemal İngilizlerin baskısı ile İstanbul Hükümeti tarafından görevden alınarak İstanbul’a çağrılmıştır. Mustafa Kemal kendisinin padişahın iradesiyle atandığını söyleyerek zaman kazanmaya çalışmıştır.

Erzurum Kongresi (23 Temmuz-7 Ağustos 1919)

Amasya Genelgesinden sonra Mustafa Kemal, 8 Temmuz’da Erzurum’da askerlik görevinden ayrıldığını bildirerek Osmanlı hükümeti ile tüm ilişkilerini sona erdirmiştir. 23 Temmuz 1919′da Erzurum, Sivas, Bitlis, Van ve Trabzon’u temsil etmez üzere 56 Delegenin katıldığı Erzurum Kongresi Mustafa Kemal Başkanlığındatoplanarak Aşağıdaki tarihi kararları almışlardır.

  • Ulusal sınırlar içerisinde vatan bir bütündür, bölünemez.
  • Yabancıların baskısı altındaki Osmanlı Hükümetinin dağılması halinde ulus tümden direniş ve savunmaya geçecektir.
  • Vatanı kurtarma yolunda İstanbul Hükümeti başarısız olursa geçici bir hükümet kurulacaktır.
  • Ulusal kuvvetleri ve ulusal iradeyi egemen kılmak esastır.
  • Hristiyanlara siyasi dengemizi bozacak ayrıcalıklar tanınamaz.
  • Manda ve himaye kabul edilemez.
  • Mebusan meclisi açılmalı ve hükümetin çalışmaları denetlenmelidir.
  • Sömürgecilik amacı taşımayan devletlerden teknik, ekonomik ve sanayi alanındaki yardımlar kabul edilebilir.
  • Kuva-i Milli’yi etkin milli iradeyi hakim kılmak esastır.

Kongre’nin önemi

  • Yeni bir devlet kurma düşüncesi belirginleşmiştir.
  • Misak-ı Milli sınırları ilk kez belirlenmiştir.
  • Erzurum kongresinin toplanma amacı bölgesel, alınan kararlar bakımından ulusal bir kongredir.
  • Manda ve himaye kesin olarak reddedilmiştir.

Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919)

Milli direnişi oluşturmada ikinci büyük adım Sivas’ta atılmıştır. Sivas Kongresi Temsil Heyeti’nin yanı sıra bazı illerden seçilmiş 38 delegenin katılımlarıyla Sivas’ta 4-11 Eylül 1919 Tarihleri arasında toplanmıştır.İstanbul’un kongrenin toplanmasını önlemek için uyguladığı tüm baskılar sonuçsuz kalmıştır.

Alınan kararlar;

  • Erzurum Kongresinde alınan bütün kararlar kabul edilmiştir.
  • Anadolu ve Rumeli’de kurulmuş mudafa-i hukuk cemiyetleri Anadolu ve Rumeli Mudafa-i Hukuk Cemiyeti Adı altında birleştirildi.
  • Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekün kendisini savunacak ve direnecektir.
  • Milli iradeyi temsil etmek üzere, Meclis-i Mebusan’ın derhal toplanması mecburidir.

Kongrenin önemi;

  • Mustafa Kemal kongrede Temsil Heyeti’nin başkanı seçilmekle Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın yetkili lideri haline gelmiştir.
  • TBMM bu kongrede seçilen Temsil Heyeti tarafından açılacaktır.

Amasya Görüşmeleri (20-22 Ekim1919)

Mustafa Kemal İstanbul Hükümeti ile yaptığı yazışmalarda, hükümetin Erzurum ve Sivas’ta alınan kararlara bağlı olmasını, Meclis-i Mebusan’ın toplanana kadar hükümetin önemli kararlar almamasını, atamalarda Heyet-i Temsiliye’ye danışılmasını istemiştir. İstanbul Hükümeti Mustafa kemal ile görüşmek üzere Anadolu’ya Bahriye Nazırı Salih Paşa’yı temsilci olarak gönderdi.

  • İstanbul Hükümeti Sivas Kongresi kararlarını Meclisi Mebusanında onaylaması koşuluyla kabul edecektir.
  • Anadolu ve Rumeli Mudafa-i Hukuk Cemiyeti İstanbul Hükümeti tarafından resmi bir kuruluş olarak tanınacaktır.
  • Türklerin çoğunlukta olduğu yerlerin işgaline izin verilmeyecektir.
  • Müslüman olmayan topluluklara Türklerin egemenlik haklarını ve toplumasal dengesini bozacak ayrıcalıklar tanınmayacaktır.
  • Meclis-i Mebusan’ın İstanbul güvenli olmadığı için Anadolu’da geçici olarak toplanacaktır.
  • itilaf devletleri ile yapılacak görüşmelerde Heyet-i Temsiliye’nin uygun göreceği kişilerin bulunması sağlanacaktır.

Amasya Görüşmelerinin Sonucu;

  • Temsil Heyeti (Heyet-i Temsiliye) Osmanlı Hükümeti tarafından resmen tanınmıştır.
  • Görüşmeler sonunda Meclis-i Mebusan’ın İstanbul dışında toplanması kabul edilmemiştir.

 

Windows XP üzerine IIS kurulumu

Yeni bir konu ile tekrar karşınızdayız. Bu makalemizde Windows üzerine IIS (Internet Information Services) Kurulumunu anlatacağım. İnşallah faydalı olur.

IIS kurulumu için ilk yapmamız gereken Windows XP Kurulum CD’sini Cdrom’a taktıktan sonra Başlat > Denetim Masası > Program Ekle Kaldır yolunu takip ederek, açılan pencereden Windows Bileşenlerini Ekle/Kaldır bölümüne gelin. Bu bölümden sağ taraftaki listeden ISS(Internet Infarmation Services) yazan bölümün önündeki işareti aktifleştirin ve ileri butonuna tıklayın.

İleri butonuna tıkladıktan sonra program gerekli kurulumları tamamladıktan sonra IIS’miz kullanıma hazırdır. Herhangi bir sorun olup olmadığı test etmek için; tarayıcınızın adres çubuğuna http://localhost yazdıktan sonra karşınıza IIS ile ilgili iki adet sayfa geliyor ise herhangi bir sorun yok demektir. Yaptığınız projeleri in

Not: ASP sayfaları diğer dosyalarda olduğu gibi çift tıklama ile çalışmazlar. ASP sayfalarını çalıştırmak projelerinizi Windows klasörünüzün bulunduğu dizindeki (genelde C sürücüsü) Inetpub klasörü içindeki wwwroot klasörüne koymalısınız. Daha sonra çalıştırmak istediğiniz ASP sayfasını tarayıcınızın adres çubuğuna yazdıktan sonra “Enter” tuşuna basarak erişebilirsiniz.
Örneğin ; wwwrot klasöründe projeler diye bir dosyanız varsa bu dosyaya erişmek için tarayıcınızın adres çubuğuna http://localhost/projeler.asp yazdıktan sonra erişebilirsiniz.

Balkan Savaşları (1912-1913)

Balkan savaşları Osmanlı Devletinin Balkanlar’daki Yunanistan, Sırbistan, Karadağ ve Bulgaristan ile yaptığı savaşlardır.

1. Balkan Savaşı

8 Ekim 1912 – 30 Mayıs 1913 tarihleri arasında Balkanlarda bulunan Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ Krallığı’ndan oluşan Balkan Birlikleri Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar’da bulunan topraklarından birçoğunu ele geçirdi. Arnavutluk’ta bu savaş sırasında bağımsızlığını kazandı.

Osmanlı’nın Savaşı kayıp etme sebepleri;

  • Trablusgarp savaşının çıkması (Balkan birliklerini cesaretlendirdi.)
  • Balkanlarda bir karışıklığın çıkmayacağı düşüncesi ile bu bölgede bulunan 200 taburluk yaklaşık 75.000 askeri kuvvetin terhis edilmesi
  • Askerlikle politikanın, birbiri içerisine dahil edilmesi neticesinde İttihat ve Terakki Fırkası ile Hürriyet ve İtilaf Fırkası mensubu subay ve generallerin siyasi görüşlerindeki farklılıktan dolayı birbirine yardım etmemesi.

Birinci Balkan Savaşı Sonuçları

  1. Bulgaristan’a ait birlikler Çatalca’ya kadar inerek İstanbul’u tehdit etmeye başladı.
  2. Sırbistan, Yunanistan, Karadağ birlikleri Makedonya’yı tamamen işgal ettiler.
  3. Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti.
  4. Yunanistan Gökçeada (İmroz) ve Bozcada dışındaki Ege adalarını işgal etti.
  5. Mayıs 1913 yılında savaşı bitiren anlaşma taraflar arasında Londra’da imzalandı. Bu antlaşmaya göre;
  • Arnavutluk bağımsızlığını kazandı
  • Girit adası Yunanistan’a verildi.
  • Edirne ve Kırklareli dışarıda kalacak şekilde Osmanlı devletinin Trakya sınırı oluştu.

2. Balkan Savaşı

1. balkan savaşı neticesinde yenilen Osmanlı Devleti Balkanlar’dan çekilmesi sonucunda Balkanlarda siyasi bakımdan bir boşluk ve dengesizlik meydana geldi. 1. Balkan Savaşından Bulgaristan’ın daha fazla toprak almasını kabul etmeyen Yunanistan, Sırbistan, Karadağ ve 1. Balkan Savaşında yer almayan Romanya Krallığı birleşerek bulgaristan2a karşı savaş açtılar. Bunun neticesinde Bulgaristan üst üste aldığı yenilgiler ile Doğu’daki birliklerini batıya kaydırmak zorunda kaldı, Osmanlı ordusu bunu fırsat bilerek Midye-Enez hattını aşarak bütün özellikleri ile bir Türk şehri olan Edirne ve Kırklareli’ni geri aldı.

İkinci Balkan Savaşı sonunda, Bulgaristan’la diğer Balkan devletlerinin imzaladıkları 10 Ağustos 1913 tarihli Bükreş Antlaşması, Romanya ile Bulgaristan’ın yeni sınırını belirliyor, Tuna’nın güneyinde kalan önemli bir arazi parçasını Güney-Dobruca dahil Romanya’ya bırakıyordu.

 İmzalanan antlaşmalar:

  1. 29 Eylül 1913 Osmanlı devleti ile Bulgaristan arasında İstanbul Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre Dimetoka ve Edirne’yi Bulgaristan Osmanlı devletine geri verdi. Bu antlaşmada Bulgaristan’da kalan Türklerinde durumu değerlendirildi. Türklerin mülkiyet haklarına saygı gösterileceği belirtilmiştir.
  2. 14 Kasım 1913 tarihinde Osmanlı ile Yunanistan arasında Atina Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma ile Girit kesin olarak Yunanistan’a bırakıldı.
  3. 13 Mart 1914 tarihinde Osmanlı ile Sırbistan arasında antlaşma İstanbul’da imzalandı. Osmanlı Devleti ile Sırbistan arasında ortak sınır kalmadığı için bu antlaşmada sadece Sırbistan’da kalan Türklerin durumu ele alınmıştır.

Beden Temizliği

İyi ve güzel olanı ifade eden “temizlik” kelimesi, beden ile ilgili olarak kullanıldığında, çeşitli kirlerden uzaklaşmayı ve paklığı ifade eder.

İnsan elinin karışmadığı tabiatın ortak özelliği, temiz olmasıdır. Kara deliklerden temizlikçi mikroorganizmalara kadar, çeşitli mekânizmalarla en güzel şekilde yerine getirilen görevlerden biri temizliktir. Bu da gösteriyor ki, fıtrî prensiplerin başında temizlik gelir. Ölen hemcinsini toprağa gömen kargadan, gözü temizleyen kapaklardan, yeri süpüren rüzgâr ve tozunu yatıştıran yağmurdan temizlik dersi alınabilir. İnsan da yaratılış itibariyle temizdir. İnsanlar arasında temizliğe atfedilen değer dikkat çekicidir. Semavî dinlerin beden temizliği ve su temizliğine verdiği ehemmiyet büyüktür.

 

İnsanlığın henüz temizliğin ne olduğunu tam olarak bilmediği bir dönemde, İslamiyet’in maddî ve manevî temizliği esas alan inanç sistemi; yüzlerce yıldan beri insanlığın hâlâ ulaşmaya çalıştığı temizlik ufuklarına ışık tutmuş ve tutmaktadır. Aşağıdaki âyetler buna güzel bir misaldir:

“… Allah çok temizlenenleri sever.” (Tevbe, 108).
“Şüphesiz, Allah tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever.” (Bakara, 222).
“Elbiseni tertemiz tut. Kötü şeyleri terket..” (Müddesir, 4-5).
İnsanlığın numunesi olan Zât’ın temizliğini, hadislerine de yansımış buluruz: “Tuhûr, yani maddî temizlik ve tövbe, imanın yarısıdır.” (Müslim, Tahare-1) Peygamberimiz (sas)’in daha nice ibadete ve beşerî hale ait temizlikle ilgili beyanları vardır.

Ferdî temizliğin içtimaî önemi

İnsanlar temizliğe riayet etseler de etmeseler de karşılarındaki kişilerden temiz tutum ve davranışlar bekler. Temiz olma ve temiz görünme; toplum içinde emniyet, saygınlık, itibar vesilesidir. Toplum içine maddî temizliğe riayet etmeden çıkan kişilere Efendimiz (sas)’in ikâzı güzel bir örnektir. Efendimiz (sas): “Sizden biri bana gökten haber soruyor, halbuki tırnakları uzamış, pislik ve yemek kırıntıları dolmuştur.” ve “… Benim yanıma dişleriniz sararmış ve ağzınız kokar vaziyette gelmeyiniz.” (C. Sagîr 2/72) beyanlarıyla ferdî temizliğin içtimaî yönüne dikkat çekmiştir.

Nasıl bir beden temizliği

Beden temizliği, vücudumuza ait bazı kısımların temizlik ve bakımı ile elbise, çorap ve ayakkabıların temizliğini içine alır. Temizliği önem arz eden vücut kısımları şunlardır: eller, ayaklar, tırnaklar, ağız ve dişler, gözler, burun ve kulaklar, saç-sakal ve avret bölgeleri…

Genel vücut temizliği

Vücut temizliği derinin kir ve salgılardan arındırılması için, sabun ve 37-38 oC sıcaklıktaki suyla yıkanmasıdır. Her gün, değilse iki günde bir, en geç haftada bir defa yıkanmalıdır. Peygamber (sas)’in hiç olmazsa haftada bir kere vücudun tamamen yıkanmasını ve her türlü kir, pis kokudan arındırılmasını tavsiye ettiği bilinmektedir.
Su ile temasın vücudun elektrik yükünü dengelediği, ılık/sıcak suyla yıkanmanın asabî ağrıları azaltıp giderdiği, çeşitli romatizmal hastalıklara iyi geldiği, günlük gerginlikleri azalttığı, ferahlık ve zindelik verdiği, kan dolaşımını uyardığı, cild sağlığına iyi geldiği bilinmektedir. Bu faydaların bir kısmı, soğuk duş/banyo ile de temin edilebilmektedir. Soğuk duş alamayanların, hiç olmazsa ılık-sıcak duştan sonra el, kol, yüz, ayak ve bacaklarını soğuk suya tutmaları faydalı olur. Aşırı sıcak su ile temas ve aşırı keselenme cild sağlığını bozar.

Temizlenmede herkesin kullandığı havuzlardan uzak durulmalı, tedavi maksatlı olanlar dışında durgun su ve küvette yıkanmamalıdır. Uzakdoğu ve Batı’da küvet ve fıçı gibi durgun suda yıkanma alışkanlığı yaygındır. Temizlik ve sağlık için uygun olanı duş tarzındaki yıkanmadır.

Dinimizin mühim bir emri olan boy abdesti (gusül) genel vücut temizliğinin çok önemli bir boyutudur.

El ve yüz temizliği

Dış ortamla teması ve çok kullanılması sebebiyle el temizliği önemlidir. Yemekten önce ve sonra, uyandıktan sonra, gıda işleriyle uğraşırken, yemek hazırlarken, hayvanlara dokunduktan sonra, bebek ve hasta bakımından önce ve sonra eller yıkanmalıdır.
Yüzün yıkanması; baş ağrılarının azalmasına, zindeliğe, sağlıklı ve güzel görünüme, baş bölgesinde kan dolaşımının düzenlenmesine katkıda bulunur. Dışa açık bir uzuv olması hasebiyle de kirlerden arındırılması tıbbî faydalar sağlar. Yüzle birlikte boynun yıkanması, beyni besleyen damarların uyarılması sebebiyle son derece faydalıdır.

Ayak temizliği

Ayak sağlığı için, temizlik kurallarının uygulanması önem taşır. Ayakların her gün yıkanması ve yıkandıktan sonra, özellikle parmak aralarının iyice kurulanması gerekir. Aksi halde nemli ortam, mantar enfeksiyonlarının gelişmesine sebep olur. Ayak tırnakları düzenli aralıklarla kesilmelidir. Parmak aralarının kuru kalabilmesi için ayakkabı sıkmamalı, çoraplar nem emici olmalıdır. Ayakkabının temizliği de çok önemlidir. Ayakları terleme eğiliminde olanların, ter ve kirleri ayakkabıya siner; ayak ve çorap temizlense bile ayakkabı giyilince hemen ayak kirlenir. Bundan dolayı ayak temizliği, çorap ve ayakkabı temizliği ile desteklenmelidir.

Tırnak temizliği

El ve ayak temizliğinin tamamlayıcısı tırnak temizliğidir. Tırnaklar düzenli aralıklarla kısa ve yuvarlak şekilde kesilmelidir. Ancak, tırnak batmasını önlemek için ayak tırnaklarının düz kesilmesi tavsiye edilir.
Tırnakların muhtemel birer mikrop yuvası olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Peygamberimiz (sas)’in bu hadisi şu hususa dikkat çekmektedir: “Ey Ali, uzayan tırnaklarını kes! Zira zararlı şeyler uzayan tırnaklar içinde barınır.” (Deylemî) bu hadisteki kastedilen zararlıların en azından bir kısmının mikrop olduğu bugün bilinmektedir. Pis tırnaklı bir elin; ağız, burun, göz ve temas edebileceği vücut kısımları düşünülürse, nasıl bir tehlike taşıdığı kolayca anlaşılabilir.

Tırnak kesme aralığı genellikle bir hafta olarak tavsiye edilir.

Ağız ve diş temizliği

Maalesef ülkemizde; yirmi yaşına gelen her yüz kişiden 89′unun dişleri çürük, okul çocuklarının % 67′si diş fırçası kullanmamakta ve yılda her 4 kişiye sadece bir diş fırçası düşmektedir.

Ağız ve diş sağlığının devam ettirilmesinde, hastalıklardan korunmada, en kolay ve ucuz metot diş fırçalamadır. Dişler, yemeklerden hemen sonra değil; ağzın asiditesinin normale dönmesi beklenerek (yemeklerden 1,5 saat sonra) fırçalanmalı ve çok az diş macunu kullanılmalıdır. Kullanılan fırçanın kılları bozulacağından üç ayda bir değiştirilmelidir. Fırçalama genellikle diş etinden dişe doğru olmalıdır.
Dişlerde çürük olmasa bile altı ayda bir dişlerin muayene ettirilmesi uygun olur. Şekerli ve karbonhidratlı besinlerin yenmesinden sonra, ağzın su ile çalkalanması veya biraz su içilmesi diş çürüklerinin oluşumunu azaltır.
Efendimiz (sas)’in, ağız ve diş sağlığı konusundaki hassasiyeti dikkat çekicidir. Efendimiz farz ve nafile namazlar dikkate alındığında, günde beş-on defa misvak kullanmayı tavsiye etmektedir. Kendileri farz namazlardan başka, kuşluk namazı kılar ve her namazdan evvel, namaza durmadan ve abdest alırken, mutlaka misvak kullanırdı.Efendimiz: “Eğer ümmetime zorluk vereceğinden çekinmeseydim, her namazın başında onlara misvak kullanmalarını emrederdim.” (Buharî, Cum’a-8; Müslim, Taharet-42), “Misvak kullanın, çünkü misvak ağzı temizler.” (Buharî, Savm-27) buyurmaktadır.

Göz, burun ve kulak temizliği

Gözlerin yıkanması göz damarlarına kuvvet verir, göz iltihaplarına meyli kırar, göz pınarlarında biriken kirleri temizler, göze kadar bulaşmış mikropları uzaklaştırır, görme keskinliğini artırır. Özellikle yorgun gözlerin soğuk su ile yıkanması dinlendiricidir.
Burun içini temizleme, havanın akciğerlere daha temiz gönderilmesine katkı yapar. Ayrıca nefes almayı kolaylaştırır, sinüslerin açılarak rahat boşalmasını sağlar. Hava ısıtıcı sistemin uyarılarak daha düzenli ve tesirli çalışmasına yardım eder. Kulak kepçesinin temizliğinde de benzeri mülâhazalar söz konusudur. Lakît İbn Sabira (ra) Peygamber (sas)’e: “Ey Allah’ın Resülü, bana abdesti anlat.” deyince, Nebî (sas): “Abdesti tam/güzel al, parmakların arasını hilâlle, oruçlu değilsen burnuna suyu iyice çek.” buyurmuştur. (Ebu Dâvud, Tahâret-55).

Abdest ve temizlik

Yukarıda kısaca temas edilen el-yüz, ağız-burun, göz, kulak, boyun, ayak temizliğine ek olarak ön kolu da ilâve eden ve gün içinde tekrarlanan bir temizlik ameliyesi de abdesttir. Hastalıkların çoğunun ağız ve burun yoluyla bulaştığı düşünülürse, koruyucu hekimlik adına abdestin yararlarına başkasını eklemeye gerek yoktur. Ayrıca abdest, son zamanlarda önem kazanan hidroterapi (su ile tedavi) unsurlarının çoğunu ihtiva eder.
Allah belli durumlarda Müslümanlara abdest ve boy abdesti almalarını emretmiştir: “Ey iman edenler! Namaza durmak istediğiniz zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başınızı meshedin ve ayaklarınızı da topuklara kadar yıkayın. Eğer cünüp iseniz tam temizlenin…” (Mâide, 6)

Saç-sakal temizliği

Saçların temizliği sağlığı etkiler. Çünkü bazı enfeksiyon âmilleri ve parazitler, kirli saçlara ve o bölgedeki deriye daha kolay yerleşir. Saçlı derinin dengesini bozup saçın aşırı yağlanmasına yol açabileceği için, saçların her gün, mümkün değilse günaşırı, en az haftada iki defa yıkanması gerekir. Saçlı deriyi ve kıl diplerini, yağlanmayı artıracağı için mekanik olarak aşırı uyarmaktan kaçınmalıdır. Saç, sakal, bıyık her zaman taranıp düzeltilmeli ve temiz tutulmalıdır.
Saçların boyanması veya saça kimyevî maddelerin uygulanması, saçın ve saçlı derinin sağlığını bozabileceği için, bu tip uygulamalardan kaçınmalıdır. Saçlı deride kan dolaşımının bozulmaması için, çok sıcak ve çok soğuk havalar dışında başın açık olması faydalıdır. Resûlullah (sas): “Kimin saçı varsa, ona ikram etsin!” (Ebû Dâvûd, Tereccül-3) buyurmaktadır.

Avret temizliği

Vücudun belli yerlerindeki kılların kesilip temizlenmesine de dikkat edilmelidir. Ter ve salgının yoğun olduğu bu bölgeler, mikropların üremesi için uygun yerlerdir. Efendimiz (sas)’in: “Sizden biriniz uyandığı zaman, elini yıkasın, çünkü ellerin nerede gecelediği bilinmez.” (Müslim, Taharet-87) beyânı bu konu ile doğrudan ilgilidir. İnsan uykuda iken hiç farkına varmadan elini mahrem bölgelerde dolaştırır, mikroplara bulaştırır, sonra da yıkamadan ağzına burnuna götürürse, neler olabileceği ancak bugün anlaşılabilmektedir.
Yüce Peygamberimiz (sas) buyurmuştur ki: “On şey fıtrattandır: Bıyığın kesilmesi, sakalın uzatılması, misvak kullanmak, burna su çekip temizlemek, ağzı su ile çalkalamak, tırnakları kesmek, parmak mafsallarını yıkamak, koltuk altı kıllarını kesmek, etek tıraşı olmak ve su ile tahâretlenmek.” (Müslim, Tahâret-56; Tirmizî, Edeb-14).
İhtiyaç giderildikten sonra yapılan temizlik (istincâ), Batı toplumlarında bu iş için geliştirilmiş özel kâğıtlarla (tuvalet kâğıdı) yapılmakta, su kullanılmamaktadır. Aynı kültürde, temizlenmesi gereken kasık bölgesi kıllarının kesilmediği de dikkate alındığında, kâğıtla yapılan temizliğin ne kadar sağlıklı olacağını anlamak için hijyen bilgisi gerekmez. Ülkemizde bilim adına yapılan bazı yayınlarda da büyük abdestten sonra yalnızca tuvalet kâğıdı ile temizlenmenin daha hijyenik olacağı şeklinde beyanlar görülmektedir. Kapaklı alafranga tuvaletlerin orijinalinde sifon dışında su bağlantısı yoktur. Ülkemizde de alafranga tuvaletler ilk kullanıldığı yıllarda böyle idi. Daha sonra ülkemizde bunlara su bağlantısı eklendi, bu şekilde kullanılmaya başlandı. Yine ülkemizde tuvalet kâğıdı, çoğunlukla su ile temizlendikten sonra, kurulanmak maksadıyla esaslı bir taharet için kullanılmaktadır. Avret mahalli hastalıklarının Batı toplumlarında bizimkinden daha fazla görülmesi bu temizlik anlayışının bir hikmetidir.
Taharetlenme, mümkün oldukça sol el ile ve bol suyla yapılmalı, gerektiğinde sabun da kullanılmalıdır.

Taharetlenmenin su ile yapılması, bez, taş ve kâğıtla yapılmasından daha sağlıklıdır. Kubâ halkı su ile taharetlendikleri için, Tevbe sûresinin 108. âyeti onlar hakkında nâzil olmuştur. Bu âyet (“Orada -maddî ve manevî pisliklerden- temizlenmeyi seven kimseler vardır. Allah, çok çok temizlenenleri sever.”) nazil olduğu vakit, Resûlullah (sas) : “Ey Ensar cemaati! Allah sizi temizlik hususunda övmektedir, bu övgüye sebep olan temizliğiniz nasıldır?” diye sordular. Onlar da: “Biz, namaz için abdest alırız, cünüplükten ötürü yıkanırız ve su ile taharetleniriz.” dediler. Peygamber (sas): “Övgü işte bunun için! O halde buna devam edin!” buyurdular. (İbn Mâce, Tahâret-28).
Hz. Âişe (r.anhâ), Peygamber (sas)’in hiçbir zaman su ile taharetlenmeden tuvaletten çıkmadığını bildirmiştir. İbn Ömer (ra) de: “Biz de bu şekilde yaptık ve bunun bir şifa ve temizlik vasıtası olduğunu gördük.” demiştir. (İbn Mâace, Tahâret-28)
Adet, loğusalık ve hamilelikte temizlik
Ergenlik döneminde oluşan değişiklikler sebebiyle, genç kızlar ve kadınlar bu konuda daha da özenli olmalı, bu mahallin temizliğini önden arkaya doğru yapmalıdırlar ki, idrar yolu enfeksiyorlarına yakalanmasınlar.

Kadınların bu gibi temizliklerinde sabun yerine, pH değeri nötr temizleyiciler kullanması tavsiye edilmelidir. Muayyen günlerinde söz konusu bölgenin kuru kalması, ıslanan pedlerin sık sık değiştirilerek mikrop üremesine fırsat vermemek gerekir. Sentetik iç çamaşır ve dar pantolonların giyilmesi de kadınlarda bu bölgede hastalık riskini artırmaktadır. Bu dönemlerde her gün duş yapılmasında fayda vardır. Oturma banyosu ve küvet kullanılmamalıdır.
Genç kızlara, adet gördüklerinde, kanamanın yayılmaması için emici özelliği olan pedler kullanmaları, ergenliğin ilk döneminde öğretilmelidir. İç çamaşıra yerleştirilecek sıhhî pedler en uygun koruyucudur. Bunlar günde en az dört kez değiştirilmelidir. Kanamanın daha fazla olduğu ilk birkaç günde pedleri daha sık değiştirmek gerekebilir. Sıhhî pedlerin değiştirilmesinin ihmal edilmesinin olumsuz sonuçlara yol açabileceği, ergene öğretilmelidir. Bu hususlar kadınlar için de geçerlidir. Kanama az da olsa, aynı pedi sekiz saatten fazla kullanmamak gerekir.

Derideki yağ ve ter bezlerinin aşırı çalışması, ayrıca üreme yolunda artmış salgılar sebebiyle gebeler, her gün yıkanabilir. Yıkanma, duş şeklinde olmalıdır. Hamilelikte duş almak, banyo teknesine su doldurarak yıkanmaktan daha güvenlidir. Su ılık olmalıdır. Hamama gitmek hamileler için tehlikeli olabilir. (Doç.Dr. Mesut MUTLU )

Yes, coffee really can be good for you-with risk

Cuppa joe can fight diabetes and cancer, but some shouldn’t overdo it

Drinking coffee can help ward off type 2 diabetes and may even help prevent certain cancers, according to panelists discussing the benefits — and risks — of the beverage at a scientific meeting.

“We’re coming from a situation where coffee had a very negative health image,” Dr. Rob van Dam of the Harvard School of Public Health, who has conducted studies on coffee consumption and diabetes, told Reuters Health. Nevertheless, he added, “it’s not like we’re promoting coffee as the new health food and asking people who don’t like coffee to drink coffee for their health.”

Van Dam participated in a “controversy session” on coffee at the Experimental Biology 2007 meeting underway in Washington, D.C.

Dr. Lenore Arab of the David Geffen School of Medicine at UCLA also took part, presenting results of a review of nearly 400 studies investigating coffee consumption and cancer risk.

There’s evidence, Arab noted, that the beverage may protect against certain types of colon cancer, as well as rectal and liver cancer, possibly by reducing the amount of cholesterol, bile acid and natural sterol secretion in the colon, speeding up the passage of stool through the colon (and thus cutting exposure of the lining of the intestine to potential carcinogens in food), and via other mechanisms as well.

However, Arab did find evidence that coffee may increase the risk of leukemia and stomach cancer, with the case for leukemia being strongest.

The findings suggest that people who may be vulnerable to these risks — for example pregnant women and children — should limit coffee consumption, van Dam noted in an interview.

He and his colleagues are now conducting a clinical trial to get a clearer picture of the diabetes-preventing effects of coffee, which were first reported in 2002. Since then, he noted, there have been more than 20 studies on the topic.

Van Dam and his team are also looking for which of the “hundreds to thousands” of components of coffee might be responsible for these effects. It’s probably not caffeine, he noted, given that decaf and caffeinated coffee have similar effects on reducing diabetes risk.

His top candidate, van Dam says, is chlorogenic acid, an antioxidant that slows the absorption of glucose in the intestines.

 msnbc-health

Kronik böbrek yetmezliğine bitkisel ürünlerin etkisi

Kronik böbrek yetmezliği hastaları, hipertansiyon, uykusuzluk, kas krampları gibi bazı semptomları giderebilmek için ilaçların yanı sıra, bitkisel ürünlere başvurabilmektedirler. Bu hastalar, bitkisel ürünlerin “doğal” çareler olduğuna inanabilirler. Ancak böbrek hastalarında bu ürünlerin etkinliği ve güvenliğini gösteren veriler, çok azdır veya yoktur. Birçok bitkisel ürünün olası yan etkileri nedeniyle, kronik böbrek yetmezliği tedavisinde kullanılması önerilmemektedir. Bitkisel ürünler özellikle diyaliz hastalarında; kan basıncı, kan glikozu ve koagülasyon parametrelerinde tahmin edilemeyen etkiler ve elektrolit dengesizlikleri nedeniyle zararlı olabilmektedir.

 

Bu nedenle, sağlık ekibi tarafından hastalardan ayrıntılı veri toplanmalı, bitkisel ürün kullanımı sorgulanmalı ve hastalara eğitim verilmelidir. Hemşirelerin hastalarıyla güven ilişkisi kurması ve yargılayıcı olmayan bir tutum geliştirmesi, olumsuz sonuçları engelleyebilir. Bu derlemede, kronik böbrek yetmezliğine bitkisel ürünlerin etkisiyle ilgili kanıtlar gözden geçirilmekte ve sağlık personeline önerilerde bulunulmaktadır. (Belgüzar Kara-GATA)

Tablo GATA TIP Dergisinden Alintidir.

Heart attack deaths plummet in just 6 years

Study shows improved treatments, anti-cholesterol drugs are working

In just six years, death rates and heart failure in hospitalized heart attack patients have fallen sharply, most likely because of better treatment, the largest international study of its kind suggests.The promising trend parallels the growing use of cholesterol-lowering drugs, powerful blood thinners, and angioplasty, the procedure that opens clogged arteries, the researchers said.

“These results are really dramatic, because, in fact, they’re the first time anybody has demonstrated a reduction in the development of new heart failure,” said lead author Dr. Keith Fox, a cardiology professor at the University of Edinburgh.

The six-year study involved nearly 45,000 patients in 14 countries who had major heart attacks or dangerous partial artery blockages. The percentage of patients who died in the hospital or who developed heart failure was nearly cut in half from 1999 to 2005.

And the heart attack patients treated most recently were far less likely to have another attack within six months of being hospitalized when compared to the patients treated six years earlier — a sign that the more aggressive efforts of doctors in the last few years are working.

There have been other signs that better treatment of heart patients has been saving lives, but not on a scale as large as this international study, the researchers said.

“It’s much more dramatic than we expected, in the course of six years,” Fox said.

The new study follows landmark research results in March that showed angioplasty is being overused on people who have chest pain but are not in immediate danger of a heart attack. But this popular procedure, which typically uses stents to keep an unclogged vessel open, is still a powerful tool for saving those who are having a heart attack or are at high risk of one.

Patients for the study enrolled between July 1999 through December 2005 and were followed for up to six months after hospitalization. Besides the United States, they were in hospitals in Argentina, Australia, Austria, Belgium, Brazil, Canada, France, Germany, Italy, New Zealand, Poland, Spain and the United Kingdom.

The research showed that in 2005, 4.6 percent of the heart attack patients died in the hospital, compared with 8.4 percent in 1999. Heart failure developed in 11 percent of heart attack patients in 2005, versus nearly 20 percent in 1999. And just 2 percent had subsequent heart attacks in 2005, compared to 4.8 percent previously.

Improved outcomes also were found in those with partial blockages, which include less severe heart attacks.

Treatments saving lives
The researchers said these marked improvements are probably a “direct consequence” of new practices that followed updated guidelines from key organizations of heart doctors in the United States and Europe.

The study “is the first report of what’s actually going on in the real world,” said Dr. Joel Gore, a co-author and cardiologist at the University of Massachusetts Medical Center.

Recommendations in those guidelines include quick use of aspirin or more potent blood thinners; beta blockers to reduce the damaged heart’s oxygen needs, statins to lower cholesterol; ACE inhibitors to relax blood vessels; and angioplasty to open blocked vessels soon after hospital arrival.

Use of each of these treatments climbed during the study and in some cases more than doubled. For example, 85 percent of heart patients studied got cholesterol drugs in 2005 versus just 37 percent in 1999; 78 percent got potent blood thinners including Plavix versus 30 percent in 1999; and 53 percent had quick angioplasty, compared to just 16 percent six years earlier.

The study appears in Wednesday’s Journal of the American Medical Association. It was funded by a grant from Sanofi-Aventis, maker of several heart drugs including Plavix and ACE inhibitors. Fox and several other authors reported getting fees and grants from Sanofi and other drug makers.

Dr. Steven Nissen, former president of the American College of Cardiology and a Cleveland Clinic heart specialist, said the study doesn’t prove the recommended treatments were saving lives but he suspects that’s the case.

“I really am encouraged that those things that appear in our guidelines are being used by physicians around the world,” Nissen said.

 AP

Linux İşletim Sistemi

Linux İşletim Sistemi

 Bundan birkaç yıl öncesine kadar tecrübeli bir bilgisayar kullanıcısı bile Linux Hakkında detaylı bilgi veremezken, günümüzde her bilgisayara kullanıcısı Linux hakkında bilgi sahibi. Ayrıcı Linux işletim sistemleri günümüzde Windows İşletim sistemlerine alternatif olarak sunulan sistemlerin başında geliyor.

 Helsinki üniversitesi’nin öğrencisi olan Linus Torvalds 1991 yılında yeni bir işletim sisteminin ilk sürümünü geliştirmeyi başarmıştır. Linux adını verdiği bu işletim sisteminin 13 yıl sonra Microsoft’un Windows sürümüne karşı güçlü bir alternatif olabileceğini herhalde kendiside düşünmemiştir.

 Makalemize “Linux Nedir?” sorusu ile devam edelim.

Linux, Unix ortamının üzerine kurulmuş, neredeyse tüm bilgisayarlar için uygun olan ücretsiz bir işletim sistemidir. Ayrıcı Linux işletim sistemi kaynak kodları açık olan bir işletim sistemidir. Bu sayede Linux’un kullanıcılar tarafından tekrar tekrar kodlanabilmesi mümkün olmaktaydı. Zaten Linux’un bu kadar kısa bir sürede bu kadar gelişmesinin altında yatan iki ana neden, ücretsiz olması ve açık kaynak kod sayesinde programcılar tarafından kodlanabilmesi. Kaynak kodunun internet üzerinden dağıtılması sayesinde birbirinden farklı şirket ve programcılar Linux işletim sisteminin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Birçok programcı tarafından desteklenen Linux en iyi dönemine 1998 yılından sonra IBM, Oracle, Borland ve Corel gibi devlerin Linux’a verdikleri desteği açıklamalarından sonra ulaşabildi.

Linux’un yanında yer almayan tek şirket ise Windows İşletim Sistemini geliştiren Microsoft’tur.

Linux İşletim Sistemini temin etmek için herhangi bir ücret ödemenize gerek yoktur. Hızlı bir internet bağlantısına sahip iseniz internetten rahatça indirebilirsiniz. Linux işletim sistemi pek çok yazılımı kendi bünyesinde barındırmaktadır ve tüm bu yazılımlar ücretsiz olrak sunulmaktadır.

Eğer Linux’u internetten indirmek için uğraşmak istemiyorsanız CD veya DVD’ye kayıt edilmiş Linux sürümlerini piyasadan temin edebilirsiniz. Linux işletim sisteminde de Windows’taki gibi Türkçe sürümleri bulunmaktadır.

Linux’un Artıları ve Eksileri

Linux’un en büyük avantajı tamamen ücretsiz bir yazılım olmasıdır. Ayrıca Linux sistemleri sayesinde de birçok özel yazılıma ücretsiz olarak sahip olursunuz.

Birkaç yıl öncesinin donanım özelliklerine sahip olan bilgisayarlarda bile rahatlıkla çalışabilecektir.

Linux daha öncede belirttiğimiz gibi açık kaynak koduna sahip bir sistemdir. Eğer sistemde herhangi bir hata tespit edilirse herhangi bir programcı bu hatayı kolay bir şekilde düzeltebilecektir.

Tabi bunların yanında windows’tan Linux’e geçmeyi planlayan bir kullanıcı Linux’te aradığı her programı kolaylıkla bulamayabilir. Tabi Linux’te Windows’taki bu programların alternatifleri de vardır.

Linux’u günümüzde daha çok profesyonel kullanıcılar tercih etmektedirler. Bu durumun en önemli nedeni Linux’un Windows kadar kolay bir kullanım sunmamsı geliyor. Ayrıca Windows’taki geliştirilen programlar Linux’e göre kat kat daha fazla.

Windows üzerine sanal işletim sistemi kurmak

Bu makalemizde sizlere windows üzerinede virtual box kurulumunu anlatacağım. Genel olarak Linux işletim sistemlerinde yaygın olarak kullanılan virtualbox yani sanal işletim sistemi windoows kullanıcıları tarafından çok bilinen bir yazılım değildir. Bende Linux işletim sistemini kullanmaya başladığım gün öğrenmiştim sanl işletim sistemini. Konumuza Virtualbox ı anlatarak geçelim ve daha sonrada windows işletim sistemleri üzerinde kulumunu anlatalım.

Nedir bu VirtualBox(Sanal İşletimsistemi)?

Hemen anlatalım, bir makineda iki veya daha fazla işletim sistemini yüklemneize olanak sğlayan bir sistemdir. Peki ben zten iki veya daha fazla işletim sistemini bilgisayarıma yükleyebiliyorum. Neden birde bu program ihtiyaç duyayımki diyebilirsiniz. Bu program bilgisyarınızda aynı anda iki işletim sitemini çalıştırmanıza olanak sağlayan bir yazılımdır. bu program olmadan kurasanız bilgisyarınız açılışında seçeceğiniz işletim sistemni kullanırsınız. Aşağıda yazılımın kendi sitesi üzerinden alınan resimler vardır.

Windows üzerine Ubuntunun kuruluduğu ve iki sisteminde aynı anda çalıştığını gösteren resmimiz.

mac_os_x üzerinde windows 7′nin kuruluduğu resim

Linux üzerinde windows xp

Bu program neden gereklidir peki
Virtualbox bilgisyarınızda aynı anda birden fazla işletim sistenini çalıştırmasını sağladığı için yaptığınız yazılımların farklı işletim sistemlerinde nasıl çalıştığını test edebilrisiniz. Ayrıca merak ettğiniz işletim sistemlerini sanal makina üzerine kururak deneyebilrisiniz.
Programın kuruluması için
Kendi sitesinden programı indirebilrisiniz
Teknik dökümanlar burada
Kullanıcı kitapçığı

Linux Mint 11 Katya Kurulumu

Bu makalemizde de linux ile yeni tanışanlara LINUX MINT 11(KATYA) kurulumunu anlatacağım.

İlk olrak yapmanız gereken LINUX MINT 11′ sürümünü indirmeniz gerekmektedir. LINUX MINT 11 TÜRKÇE ÖZEL SÜRÜMÜNÜ BURADAN İNDİREBİLRİSNİZ. Buradan indireceğiniz LINUX MINT CD veya DVD’leri aynı zamanda birer LIVE (çalışan) CD ve DVD’dir. LINUX sürümünü kurmadanda CD veya DVD üzerinde LINUX sürümünü test edebilrisiniz.

ilk olarak yukardaki adresten indirdiğimiz CD/DVD’yi bilgisyaraımıza takıyoruz ve bilgisyarımızı yeniden başlatıyoruz. Bilgisyarımız açılışında karşımıza gelecek ilk ekran “Automatic boot in X seconds”dir.

ESC tuşuna basarak buradan açılış menüzüne geçiyoruz. Açılış menüsünden “Check the integrity of the CD” seçeneğini seçiyoruz.

Bu işlemi yaptıktan sonra CD/DVD’mizde herhangi bir sorun olup olmadığını tarıyoruz ve herhangi bir hata var ise kuruluma başlamadan önce bu hataları görüyoruz. Herhangi bir hata yoksa hata olmadğına dair bir uyarı gelcektir.

Herhangi bir tuşa basarak bilgisayrımızın yeniden başlatıyoruz.

Not: Eğer herhangi bir hata alırsanız veya uyarı CD/DVD’dinizde bir sorun var demektir. CD/DVD’yi indirirken veya iso dosyasından yazma işlemini gerçekleştiriken bir hata olmuş olabilir. Kuruluma devam edebilmek için yeniden CD/DVD’yi indizmeniz veya yeniden yazmanız gerekebilir.

Bilgiayarımız yeniden başladıktan sonra “Automatic boot in X seconds” ekranı karşımıza gelecek ya sürenin bitmesini bekleyeceksiniz ya da ESC tuşuna basarak “Start Linux Mint” seçeneğini seçeceksiniz.

Seçeneği seçtikten sonra Linux Masaüstü gelecektir.

Linux Mint Masaüstü’de bulunan “Install Linux Mint” yani Linux Mint Kur simgesine çift tıklayarak Linux kurulumuna geçiyoruz.

Kurulum başladğında ilk yapmamız gerekn LINUX’u hangi dilde kuracağımızı seçmek, kurulum varsayılan dil olan İngilizcede başlayacaktır. Türkçe kurmak istiyorsanız sol böloümde bulunan menüden  Türkçe seçeneğini seçip ileri yi tıklıyoruz.

Linux Mint kurulum için hazılanıyor ekranın karşımıza gelecektir. Linux’un kurulabilmesi için en az 4,7 GB’lık diskimizde boş alanın olması gerekmektedir. Gerekli dil paketlerinin ve programların kurulabilmesi için intiernet bağlatınızın olması gerekmektedir.

Sürücü alanını ayır bölümünde karşımıza iki seçenek çıkıyor.

  1. Diski sil ve Linux Mint yükle : Bu seçenek dikinizin tamamını bir bölüm olarak ayarlar ve bu şekilde yükleme yapar. Bu seçneği seçerseniz direk NEREDESİNİZ? alanına geçersiniz. Disk bölümlemesi yapmayacaksanız bu seçeneğği seçebilrisiniz. Tabi bu sçeneğin diskinzideki bütün dosyalrı sileceğini unutmayın!
  2. Başka bir şey: Bu seçenek ile de diskinizde kullanımınıza göre gerekli bölümlere istedğiniz gibi yüklemeler gerçekleştirebilrisiniz. Disk bölümlemesini nasıl gerçekleştireceğiniz tamemen isze kalmış bir durumdur. Kullanımıza göre istediğiniz şekilde disk bölümlemesi yapabilirisiniz. Bu bölümde Linux’te hangi klasörler ne işe yarar bunlara değindikten sonra dik bölümlemesine geçebiliriz.
  • / (kök dizin): Bu alan işletim sisteminizin çalışması için gerekli dosyalrın bulunduğu bir dizindir.Yükleme sonrasında yükleyeceğiniz dosyalara programlara göre bu alana bir boyut verebilrisiniz. (Linux işletim sistemi dosyaları toplam (yaplaşık) 2 GB yer kaplamaktadır. bu alan için diskinizin boyutunada bağlı olarak 5-6 GB bir değer vermek yeterlidir.)
  • /boot dizini: Linux Mint’in çekirdeğininin bulunduğu dizindir. 28 mb bir alan kaplar bu alan için 100 mb yeterlidir.
  • /var dizini: Linux’un çalışması hakkında bilgiler veren ve sürekli değişen dosyaların bulunduğu dizindir. Örneğin, yerel bir sunucu kurmak istiyorsanız sistemizini yayınlamak için gerekli dosyalrı kayıt etmeniz gereken “/www/” dizini buradadır. Kullanımınıza göre (minumum 2 GB olmak üzere) istedğiniz kadar bir değer verebilirsiniz.
  • /tmp dizini: Geçici dosyarın bulunduğu bir dizindir. 1 gb değer verebilrisiniz. disk alanınız yeterli ise daha büyük bir değer vermeniz faydalı olur.
  • Swap bölümü: Bu alan takas alanı olarak geçer ve herhangi bir işlem yaparken fiziksel belleğin yetmediği durumlarda takas alanı olarak görev yapar. bu alan için de disk boyutunuza bağlı olarak 5 gb bir alan verilebilir. (NOT:Bu alana kullanıcı erişemez)

Sistemimizdeki dosyalar için gerkeli bilgileri verdikten sonra disk bölümlememize geçebiliriz.

Sürücü alanını ayır bölümünde sistemimizdeki diskimizi görüyoruz. (Bir tane diskimiz var) Yeni disk bölümü oluştur butonuna basıyoruz ve karşımıza çıkan uyarı alanına “Devam Et”e tıklıyoruz. Bu işlemin ardından sayfadaki “Ekle”ye basıyoruz ve Yeni bölüm oluştur sayfasına geçiyoruz.

Yeni Bölüm oluştur bölümünden yeni bölüm türünü Birincil olarak seçiyoruz. Megabayt (1000000 bayt) cinsinden yeni bölüm boyutu alanına İlgili alanımızın boyutunu giriyoruz. “Yeni bölüm için yer” seçeneğini “Başlangıç” olarak seçiyoruz. “Nasıl kullanılacağı” seçeneğini “Ext4 günlüklü dosya sistemi” olarak seçiyoruz.  Bağlanma noktası seçeneğini “/” seçerek tamam a tıklıyoruz ve disk bölümümüz oluşturuluyor. Yeni bir alan eklemek için ise “boş alan” seçeneğini seçip “Ekle” butonuna basıyoruz.

Yeni Bölüm türünü mantıksal olarka seçiyoruz. Oluşturacağımız bölüm için kullanımımıza bağlı olarak megabayt cinsinden (1 MB~1000000 bayt’dır) giriyoruz.Yeni bölüm için yer seçeneğini başlangıç olarak seçiyoruz. “Nasıl kullanılacağı” seçeneğini “Ext4 günlüklü dosya sistemi” olarak seçiyoruz.  Bağlanma noktası seçeneğini “/boot” seçerek tamam a tıklıyoruz ve disk bölümümüz oluşturuluyor. Yeni bölümümüz oluşturuldu.

not: /boot dizini için yaptığımız işlemleri diğer alanlar içinde  yukarıda anlattığımız şekilde tekrarlıyoruz.

Şimdi sıra geldi Takas Alanını oluşturmaya. bunun için boş alan seçeneğini seçip. “Ekle” butonuna basıyoruz.

Takas Alanını oluşturmak için Yeni bölüm türünü “Mantıksal” olarak seçiyoruz Fiziksel blleğimize göre (yaklaşık 2 katı olacak şekilde) boyutunu megabayt cinsinden giriyoruz. Yeni bölüm için yer seçeneğini başlangıç olarak seçiyoruz. “Nasıl kullanılacağı” seçeneğini “takas alanı” olarak seçiyoruz. Tamam a tıklıyoruz ve takasa lanımız oluşturuluyor.

Disk bölümlemelerinin tamamını yaptıktan sonra Sürücü alanını ayır bölümünde bitün dik bölümlerini oluşturduktan sonra “Şimdi Yükle” e tıklıyoruz ve yükleme işlemi başlıyor.

Neredesiniz bölümünde kurulum Dilini TÜRKÇE seçtiğimiz için İstanbul görünüyor ve ve ileri butonun atıklıyoruz.

Klavye Düzenimizi seçtikten sonra ileri butonuna basıyoruz.

Linux mint için giriş yapacağımız bilgilerin girişi için yukardaki alan kullanıcı adımızı ve parolamızı yazıyoruz ve ileri butonuna basıyoruz.

Bundan sonrasını Linux kendisi yapcaktır. Arkanıza yaslanın ve Linux’un özelliklerini anlatan sunumu izleyebilrisiniz.

Kurulum bittikten sonra aşağıdakii gibi ekran karşımıza gelecek ve yeniden başlat diyerek sistemimzi yeniden başalıyoruz (Not: Yüklme için taktığımız CD/DVD’yi çıkarmayı unutmayın. yendien CD/DVD’den başlamasın.)

Linux işletim sistemizmi kurulmuştur.

İnşallah Faydalı bir kaynak olmuştur. Herhangi bir hata aldıysanız veya takıldığınız bölümleri yorumlar bölümünden sorabilirsiniz.

İyi günler.