Hanımın Çiftliği / Orhan Kemal

Muzaffer Bey çiftlik sahibidir. Çiftlikte ev işlerine Muzaffer Bey’ in metresi ve Gülizar bakmaktadır.Muzaffer Bey’in sıska yeğeni Ramazan ise evlenmeye karar vererek şehirden Güllü isimli bir kız getirdi.Muzaffer Bey bu sırada Ankara’ ya gitmişti.Geldiğinde Muzaffer Bey bu kızı görürse ona göz dikebilirdi.Bunun için Gülizar , Bey gelmeden önce Ramazan ile Güllü’ yü evlendirip bir eve sokmalıydı.Ama Bey buna çok kızardı.Çünkü kendinden habersiz bir iş yapılmasını istemezdi.
Muzaffer Bey Ankara’ dan geldi ve Güllü’ yü gördü.Gördüğü an ona hayran kaldı.Güllü de Bey’ i çok beğenmişti.Güllü, Gülizar’ı çiftlikten attırıp çiftliğe hanım olmak istiyordu.Muzaffer Bey, eskiden köylünün ektiği ama sonradan kendisinin ekmeye başladığı toprakları kendi üzerine geçirmek istiyordu.Bunun için mahkemeye başvurmuştu bile.Bunu köylüler duyduktan sonra sinirleri iyice gerildi ve Muzaffer Bey’e düşman kesildiler.Bunların başında Habib vardı.Habib, köylüyü her zaman bu konuda kışkırtıyordu.Muzaffer Bey Güllü’ ye gözü dikti ve onunla evlenmeye karar verdi. Bu başta çiftlik olmak üzere köyde de büyük bir tedirginlikle karşılandı.Ramazan dayısına bu konuda rest çekti ve dayısı da onu çiftlikten kovdu. Gülizar da aynı tepkiyi gösterince Ramazan’ a olanların aynısı Gülizar’ ın başına da geldi.Köylüler, Güllü ile olan bu ilişkiden sonra Muzaffer Bey’ in çok ileri gittiğini anladılar. Habib köylüyü bu olaydan sonra dini de kullanarak ayaklandırdı. Bir gün Muzaffer Bey Güllü’den baba olacağı haberini alınca çok sevindi. Bunun üzerine çiftlikte çiftlik ağalarıyla birlikte bir parti verdi.O gün bir karar aldı ve Güllü’ ye söyledi.Bu karar Avrupa’ ya beraber gitmeleriydi.
Güllü doğum yapmıştı ve Avrupa’ ya gitmek için hiçbir engel kalmamıştı. Muzaffer Bey’ de Ankara’ da işleri halletmek için çiftlikten ayrıldı.Habib bunu gördü.Köylü tam ayaklanmıştı.Habib, Muzaffer Bey Ankara’dan dönerken yolu ağaç dalıyla kapatmış onun gelmesini bekliyordu.Muzaffer Bey geldi ve orada durdu.Yoldaki dalı almak için arabasından dışarı çıktığında Habib gizlenmiş bir şekilde Muzaffer Bey’ i vurdu.Ardından soluğu evde aldı.Muzaffer Bey’ in öldüğü ertesi gün anlaşılabildi.Soruşturma açıldı.İlk başta Habib ve ailesinden başladılar.Habib inkar ediyordu.Habib karda yürümüş izini belli etmiyordu.Soruşturma tamamlandı. Fakat Muzaffer Bey’ i kimin vurduğu anlaşılamamıştı.
Güllü, bir iki hafta yas tuttuktan sonra çiftliğin hanımı olmuştu.Bütün işlerle o uğraşıyordu.Bir gece Habib çiftliği yakmak için köylüyü toplayarak gitti.Güllü’ nün bebeği ağlamaya başlamıştı.Güllü bebeğini orada bırakarak kendini pencereden aşağı attı ve kaçmaya başladı.Çiftlik cayır cayır yanıyordu. Habib, Güllü’ nün peşinden koşup onu yakaladı.Onu öldürecekti.Onu öldürürse bütün topraklar köylüye kalacaktı.Güllü yalvarmaya başladı.Habib onu öldürmekten vazgeçti.
Güllü’ de hiçbir resmi kuruma şikayet etmeyeceğini söyledi.Habib oradan kaçmaya başladı.Güllü sorguya çekilmesine karşı hiçbir şey söylemedi.Fakat Habib’ in iki kardeşi ile diğer köylüler bütün suçu ona yüklediler.
Habib ise hiçbir zaman ele geçmedi.

Lev Nikolayeviç Tolstoy'un Hayatı(Kitabının özeti)

Lev Nikolayeviç Tolstoy (9 Eylül 1828 – 20 Kasım 1910)
Büyük bir rus yazarı, fikir, eğitim, sanat dünyasının en ünlü kişilerinden biridir. Zengin bir ailenin çocuğu olarak Yasnaya-Polyana’da doğdu. Çok küçük yaşlarında önce annesini, sonra babasını kaybetti, yakınlarının elinde büyüdü. Çocukluğundan beri gerçekleri incelemeye karşı büyük bir ilgisi vardı. Öğrenimini tamamlamak için Moskova’ya gitti. Çalışkan zeki bir öğrenci olarak başarı ve sevgi kazandı. Fransızcasını ilerletmiş, Voltaire’i ve J. J. Rousseau’yu okumuş, bu iki yazarın kuvvetle etkisinde kalmıştı. Yasnaya-Polyana’ya döndü, yoksul köylüler arasına katıldı. İlk eseri olan “Çocukluk’u” bu sıralarda yazdı.

Bir süre sonra orduya girdi; Kafkasya’ya gitti. Kafkas halkının yoksulluk dolu yaşayışlarını ele aldığı izlenimlerle ilk gerçekçi hikayelerini yazdı. 1854′te Kırım savaşı’na subay olarak katıldı. Sonra askerlikten ayrılıp Petersburg’a gitti. Bir kısım eserlerini oldukça sakin geçirdiği o yıllarda yazdı. Gene de içinde aradığını bulamayan bir ruh çalkalanıyordu. Batı Avrupa ülkerinde uzun bir gezintiye çıktı. Almanya, Fransa, İsviçre’de dolaştı. Yurduna dönüşünde gene Yasnaya-Polyana’ya yerleşti. Asalet ünvanlarından, lüksten sıkılıyordu. Köyünde bir okul kurdu. Bu okul, öğrenim, eğitim bakımından yepyeni bir kurumdu. Huzura kavuştuğuna kanaat getirdikten sonra, 1862′de evlendi.
Tolstoy evlendiğinde karısı Sophie Behrs 16 yaşında idi.Bu evlilik onun düzenli bir hayat özlemini giderecekti.Karısına önceki yaşamı,özelliklede yanlarında çalışan kadın kölelerle olan cinsel ilişkileri anlattığı günlüklerini evlendikleri gün okuması için vermiş ve önceki hayatındaki yaptığı yanlışları öğrenmesini istemiştir.Fakat cinselliğe düşkünlüğü evlilikleri boyunca sürdü.Bu evlilkten 12 cocukları oldu bu çocuklardan 5′i öldü.Eserlerinin en kuvvetli olan iki romanı “Savaş ve Barış” ile “Anna Karenina’yı”, bu sıralarda yazdı.Karısı eserlerini yazmasında en büyük yardımcısıydı,hatta “Savaş ve Barış”ı 12 kez düzeltmelerini yapıp yazmıştır. Aradan bir süre geçince yeniden, bu sefer eskilerden daha şiddetli bir moral çöküntüsüne uğradı. Geniş halk yığınlarının, özelikle Rus köylüsünün yoksul, perişan durumu onu çok üzüyordu. Bütün servetini köylülere dağıttı, her haliyle onlar gibi yaşamaya başladı. Kaba saba giyiniyor, giydiği her elbiseyi kendisi dikiyordu. Değişmeyen tek tarafı bıkıp usanmadan yazmasıydı. “Kruetzer Sonat”, “Efendi ile Uşak”, “Karanlıkların Gücü”, “İman nedir”, “İnciler”, “Kilise ve Devlet”, “İtiraflarım” hep bu yılların ürünleridir.
Eserlerinde insanlığın çeşitli meselelerine değinen Tolstoy’un dünya ölçüsünde bir sanat ve fikir değeri vardır. Kendi ülkesinin toplumsal siyasal çalkantılarını, halkının yaradılışını, yaşayışını gerçekten büyük bir ustalıkla yansıtmıştır. Gerçekçi edebiyatın en büyük temsilcilerinden olduğu kadar, bir filozof bir eğitimci olarak da ün kazanmıştı. Yukarıda sayılanların dışında “Diriliş”, “Gençliğim”, “Çocukluk”, “Hacı Murat (roman)”, “Ayaklanış”, “Sergey Baba”, “Tanrı Bizim İçimizdedir”, “Kazaklar”, “Tesadüf”, “İki Süvari” gibi eserleri vardır.
82 yaşında vefat eden Tolstoy birçok kez büyük sıkıntılar yaşamıştır.Tolstoy ömrünün son yıllarını büsbütün derbeder bir şekilde geçirdikten sonra, bir küskünlük sonucunda, evini bırakıp yollara düştü. Bir gün küçük bir kasaba istasyonunda, hayata gözlerini yumdu.
Romanları
Anna Karenina
Diriliş
Savaş ve Barış
İtiraflarım
Kereutzer Sonata
İnsan Ne İle Yaşar?
Hacı Murat
Öyküleri
Ağdaki Kuşlar
Ateşi Kıvılcımken Söndürmeli
Baskın
Davulun Sesi
Efendi ile Uşak
Erik Çekirdeği
İvan İlyiç’in Ölümü
Masalları
Fil ile Tilkiler
Masallar
Tolstoy’dan Masallar
Günlük ve Mektuplar
Tolstoy’un Günlüğü

Olasılıksız

Adam Fawer; Çeviren: Şirin Okyayuz Yener
April Yayıncılık;
Ankara, 2007, 16. baskı, 13,5 x 21 cm, 475 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
ISBN No: 9756006056

Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi? Siz hiç Loto’da büyük ikramiyeyi kazanmadınız. Ama birileri kazanıyor. Hem de sürekli! Onlar sizden daha mı şanslılar?

Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı?

Yolda gidiyorsunuz. Kafanızı çevirip yandaki küçük parkta baktınız ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz. Evet, Deja Vu. Sizce nedir Deja Vu; Geçmiş mi, rüya mi yoksa geleceği mi görüyorsunuz? Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, ‘OlasılıkSız’ tam size göre bir roman..

Twilight(Alacakaranlık)Serisi -Stephenie Meyer

Twilight (Alacakaranlık)

Üç şeyden emindim. Birincisi Edward bir vampirdi. İkincisi, ne kadar baskın olduğunu bilemesem de onun bu vampir yani kanıma susamıştı. Üçüncüsü ise, koşulsuz ve geri dönülemez bir şekilde ona aşık olmuştum.
Isabella Swan Washington’ın, yağmurun hiç dinmedigi küçük kasabası Forks’a taşınır. Bu şimdiye kadar aldığı en sıkıcı karar gibi görünmektedir. Fakat gizemli ve çekici Edward’la tanışması hayatını heyecanlı ve tüyler ürpertici bir hale sokar. Edward şimdiye kadar, içinde yaşadığı küçük toplulukta vampir kimliğini saklayabilmiştir. Ancak artık kimse güvende değildir, özellikle Edward’ın en çok değer verdiği insan olan Isabella… İki sevgili kendilerini tutku ve tehlike arasında dengede duran bir bıçağın en keskin noktasında bulur.
***

Alacakaranlık içgüdülerimize meydan okumakla tutkularımızı tatmin etme boyun isteği arasındaki çatışmayı sorgulayan etkileyici bir kitap.

New Moon (Yeni Ay)

“Vur,” diye mırıldandım, kağıtlar parmağımı kestiğinde; zararı görebilmek için elimi geri çektim. Birkaç damla kan, küçük kesikten dışarı doğru sızıyordu.
Ondan sonra çok ani olmuştu.
Edward kendini bana doğru atmıştı, beni masaya geri fırlattı…
Piyanonun yanına doğru yuvarlandım, düşmemi durdurmak için içgüdüsel olarak kollarımı öne attım, camın keskin parçalarına. Dirseklerinden ve bileğinden gelen acının ne kadar yakıcı olduğunu hissettim.
Kafam karışmış bir şekilde, kolumdan aşağıya doğru hızla akan parlak kırmızı kanı – aniden dönüp bakan altı tane kana susamış vampirle beraber – telaşla izledim.
***

Bella Swan için, hayatın kendisinden önemli olan tek bir şey vardı; Edward Cullen. Ama bir vampire aşık olmak, Bella’nın hayal ettiğinden bile daha tehlikeliydi. Edward, Bella’yı şimdiye kadar zaten, kötü bir vampire yakalanmaktan ve yem olmaktan kurtarmıştı, ama şimdi, onlar bu ilişkiye cüret etmişlerdi, şimdi fark ediyorlardı ki, onların sorunları daha yeni başlıyor olabilirdi…

Eclipse (Tutulma)

“Edward’ın hoş sesi arkamdaydı.Ben onun yavaşça veranda basamaklarından ortaya çıktığını görmek için döndüğümde onun saçları koşmaktan uçuşmuştu.O ilk kez beni kolları arasına aldı,kollarına hapsetti ve beni tekrar öptü.Bu öpüş beni korkuttu.Çok fazla gergindi,dudakları dudaklarıma değdiği zaman çok güçlüydü,o bizim birbirimizden ayrılmak için zamanın çok geç olduğundan korkmuş gibiydi.”
***

Seattle gizemli , öldürücü bir tel tarafından harap edildiğinden ve kötü niyetli bir vampir onu araştırmaya devam ettiği’nden dolayı Bella kendini tehlikeyle çevrili buldu.Hepsinin ortasında aşık olduğu Edward ve Jacob’un arkadaşlığı arasında seçim yapmakla yüzyüze kalmıştır ki bu karar vampir ve kurtadam arasındaki eskimeyen mücadeleyi tutuşturmak için olasıdır.Mezuniyeti hızla yaklaşırken Bella birden fazla karara sahiptir: HAYAT ya da ÖLÜM. Fakat hangisi ?

Breaking Dawn (Şafak Vakti)

Bella ve Edward evlenirler ama balayları bellanın hamile olduğunu farketmesiyle yarıda kesilir.Bellanın hamileliği hızlı ilerlemektedir ve bu da onu gücsüz yapmaktadır. Bella nın hayatını kurtarmak için Edward ın fetüsün çıkarılması gerektiği ile ilgili ısrarına rağmen Bella gittikçe daha da çok sevdiği bebeğini yerinde tutmaya kararlıdır. Sonra , Bella kızları Renesmee’yi dünyaya getirip ölmek üzereyken Edward ona zehrini enjekte edip vampire dönüstürür. İsmi Irına olan bir vampir Renesmee’yi görür ve onun ‘ölümsüz cocuk’ olması hakkındaki yanlısları ve vampir kurallarını ihlal eden yasamını görür onu Volturi’ye haber verir.Cullen’lar cocuğun ölümsüz cocuklardan olmadığını doğrulamak icin tanıklar toplarlar. Ve Volturi’yi Renesmee’nin
Vampirlere ve onların sırlarına karsı tehlike olusmayacağına dair onları ikna ederler ama huzurları kacmıstır.

Twilight (Alacakaranlık)

Üç şeyden emindim. Birincisi Edward bir vampirdi. İkincisi, ne kadar baskın olduğunu bilemesem de onun bu vampir yani kanıma susamıştı. Üçüncüsü ise, koşulsuz ve geri dönülemez bir şekilde ona aşık olmuştum.
Isabella Swan Washington’ın, yağmurun hiç dinmedigi küçük kasabası Forks’a taşınır. Bu şimdiye kadar aldığı en sıkıcı karar gibi görünmektedir. Fakat gizemli ve çekici Edward’la tanışması hayatını heyecanlı ve tüyler ürpertici bir hale sokar. Edward şimdiye kadar, içinde yaşadığı küçük toplulukta vampir kimliğini saklayabilmiştir. Ancak artık kimse güvende değildir, özellikle Edward’ın en çok değer verdiği insan olan Isabella… İki sevgili kendilerini tutku ve tehlike arasında dengede duran bir bıçağın en keskin noktasında bulur.
***

Alacakaranlık içgüdülerimize meydan okumakla tutkularımızı tatmin etme boyun isteği arasındaki çatışmayı sorgulayan etkileyici bir kitap.

New Moon (Yeni Ay)

“Vur,” diye mırıldandım, kağıtlar parmağımı kestiğinde; zararı görebilmek için elimi geri çektim. Birkaç damla kan, küçük kesikten dışarı doğru sızıyordu.
Ondan sonra çok ani olmuştu.
Edward kendini bana doğru atmıştı, beni masaya geri fırlattı…
Piyanonun yanına doğru yuvarlandım, düşmemi durdurmak için içgüdüsel olarak kollarımı öne attım, camın keskin parçalarına. Dirseklerinden ve bileğinden gelen acının ne kadar yakıcı olduğunu hissettim.
Kafam karışmış bir şekilde, kolumdan aşağıya doğru hızla akan parlak kırmızı kanı – aniden dönüp bakan altı tane kana susamış vampirle beraber – telaşla izledim.
***

Bella Swan için, hayatın kendisinden önemli olan tek bir şey vardı; Edward Cullen. Ama bir vampire aşık olmak, Bella’nın hayal ettiğinden bile daha tehlikeliydi. Edward, Bella’yı şimdiye kadar zaten, kötü bir vampire yakalanmaktan ve yem olmaktan kurtarmıştı, ama şimdi, onlar bu ilişkiye cüret etmişlerdi, şimdi fark ediyorlardı ki, onların sorunları daha yeni başlıyor olabilirdi…

Eclipse (Tutulma)

“Edward’ın hoş sesi arkamdaydı.Ben onun yavaşça veranda basamaklarından ortaya çıktığını görmek için döndüğümde onun saçları koşmaktan uçuşmuştu.O ilk kez beni kolları arasına aldı,kollarına hapsetti ve beni tekrar öptü.Bu öpüş beni korkuttu.Çok fazla gergindi,dudakları dudaklarıma değdiği zaman çok güçlüydü,o bizim birbirimizden ayrılmak için zamanın çok geç olduğundan korkmuş gibiydi.”
***

Seattle gizemli , öldürücü bir tel tarafından harap edildiğinden ve kötü niyetli bir vampir onu araştırmaya devam ettiği’nden dolayı Bella kendini tehlikeyle çevrili buldu.Hepsinin ortasında aşık olduğu Edward ve Jacob’un arkadaşlığı arasında seçim yapmakla yüzyüze kalmıştır ki bu karar vampir ve kurtadam arasındaki eskimeyen mücadeleyi tutuşturmak için olasıdır.Mezuniyeti hızla yaklaşırken Bella birden fazla karara sahiptir: HAYAT ya da ÖLÜM. Fakat hangisi ?

Breaking Dawn (Şafak Vakti)

Bella ve Edward evlenirler ama balayları bellanın hamile olduğunu farketmesiyle yarıda kesilir.Bellanın hamileliği hızlı ilerlemektedir ve bu da onu gücsüz yapmaktadır. Bella nın hayatını kurtarmak için Edward ın fetüsün çıkarılması gerektiği ile ilgili ısrarına rağmen Bella gittikçe daha da çok sevdiği bebeğini yerinde tutmaya kararlıdır. Sonra , Bella kızları Renesmee’yi dünyaya getirip ölmek üzereyken Edward ona zehrini enjekte edip vampire dönüstürür. İsmi Irına olan bir vampir Renesmee’yi görür ve onun ‘ölümsüz cocuk’ olması hakkındaki yanlısları ve vampir kurallarını ihlal eden yasamını görür onu Volturi’ye haber verir.Cullen’lar cocuğun ölümsüz cocuklardan olmadığını doğrulamak icin tanıklar toplarlar. Ve Volturi’yi Renesmee’nin
Vampirlere ve onların sırlarına karsı tehlike olusmayacağına dair onları ikna ederler ama huzurları kacmıstır.

Midnight Sun (Geceyarısı Güneşi)

Bir vampir.. Bir insana aşık oldu.. Yapmaması gereken şeyler yaptı..
***

Bu defa Twilight kitabındaki yani ilk kitap Alacakaranlık’taki herşey Edward’ın ağzından anlatılıyor…
Onun için hayat..
Sandığınızdan daha zordu…

Kasabanın Misafiri – Meryem Aybike Sinan

Kasabanın esiriydi, misafiri oldu…

Yazarın kayıtlı olaylar arasındaki boşlukları zihninden doldurmak zorunda kalacağı gerekçesiyle, tarihî şahsiyetlerin film senaryolarına ya da romanlara konu olması çoğu zaman eleştirilir.

Buna rağmen kasıtlı saptırmalar yapmamak şartıyla geçmiş olayların, önemli şahsiyetlerin fimlerle, romanlarla tanıtılması faydadan hali olmasa gerek. Hayatının her devresi ayrı bir filme, romana konu olacak şahsiyetlerden biri de Bediüzzaman Said Nursi. Mehmet Tanrısever’in çekimleri Barla’da devam eden Hür Adam’ı, Yusuf Kenan Beysülen’in yönettiği Yolcu isimli belgesel bunlardan. Eğitimci-yazar Meryem Aybike Sinan ise ‘Kasabanın Misafiri’ adlı romanında Bediüzzaman’ın Kafkaslar’dan Sibirya’ya uzanan esaretinin öyküsünü anlatıyor.

Üstad Bediüzzaman’ın hayatı ve eserleri üzerine onlarca kitap yazıldı. Ancak bunların hiçbiri Sibirya’nın soğuk şehrinde geçirdiği iki yılı anlatmıyordu. Halbuki Said Nursi’nin Kosturma’daki yılları hem kendisi hem de bölge halkı açısından hafızalardan zor silinecek bir süreydi. Osmanlı-Rus Savaşı’nda gönüllü alay komutanlığı yaparken Ruslara esir düşen Said Nursi, zor ve bir o kadar da etkili bir zaman geçirmişti. Bir süre esir kampında kaldıktan sonra Ruslar onun bir camide kalmasına kefaletle izin verdiler. Bediüzzaman, Volga Nehri kenarındaki bu camide yalnız kalma fırsatını yakalamış ve bütün duygularını, fikirlerini gözden geçirmeye başlamıştı. Bu tefekkür, onu ‘Eski Said’den ‘Yeni Said’e götüren yeni bir anlayışın ilk işaretleriydi. Esaret günleri Bediüzzaman’ın firar edip İstanbul’a dönmesine kadar 2,5 yıl sürdü. Haber 7′nin Türkolog yazarı Mermem Aybike Sinan, bu etkili dönem üzerine bir eser bulunmamasını eksiklik olarak görmüş olacak ki ‘Kasabanın Misafiri’ni yazdı.

Çise Kitap’tan çıkan roman, İstanbul’un Çamlıca semtinde ‘Beyzâde’ denen konakta yaşayan iki genç kızın büyükannelerinin elindeki bir kitaba ilgi duymalarıyla başlıyor. Ardından kendilerini üç-dört boyutlu bir hikâyenin içinde buluyorlar. Said Nursi, kasabaya girer girmez tüm halkın ilgisini üzerine topluyor. Onu ‘Osmanlı alay komutanı’ olarak biliyorlar. Etrafına güven ve sadakat telkin eden bu komutan kısa sürede Rus subaylarının saygısını kazanıyor. Said Nursi, bu soğuk ve yarı karanlık günlerin yaşandığı kasabada kalması gerektiğine inanıyor. Halk da İslam dinini bu topraklarda yeşerten ‘Said Komutan’a derin bir muhabbet besliyor. Rus Komutan Nikola Nikolayeviç, otoritesinin sarsılmaması adına onu idam etmesi gerektiğini düşünse de vicdanı kararını gerçekleştirmesine izin vermiyor.

‘Said Albay’ın esir kampını bir medreseye çevirmesini anlatan Aybike Sinan, kitabına farklı hikâyeler de serpiştirmiş. Bu hikâyelerin kimisi ‘Said Albay’la doğrudan bağlantılı. Kimisi de eserleri ve yaşam biçiminin etkisindeki bağımsız hikâyeler. Sarıklı, cübbeli, heybetli ve cesaretli kumandanın Kosturma’da yetiştirdiği küçük kız Ayşe Apa ve esir kampında tanıştığı Kasım Bek, Said Nursi’yi yakinen tanıyan insanlar. Bir de Züleyha ve Mehmet’in aşkı var kitapta. Günümüze daha yakın bir zamanda geçtiğini anladığımız bu hikâyenin kahramanları ise geri dönüşü olmayan hatalardan Bediüzzaman’ın eserleri ile korunuyorlar.

Sinema Bir Şenliktir – Onat Kutlar

Sinema inatla, umutla, keyifle sürüyor
Sinemayla uzaktan yakından ilgisi olan okurun çeyrek asırdır vazgeçmediği yapıt, Onat Kutlar imzalı ‘Sinema Bir Şenliktir’ bir kez daha kitapçılarda.

Yapı Kredi Yayınları Onat Kutlar’ın kitaplarını yayımlamaya devam ediyor. 1965-76 yılları arasında Türk Sinematek’inin kurucularından biri ve yönetmeni olarak görev yapan Onat Kutlar, dünya sinemasını, yabancı sinemacılarla ilgili düşünce ve değerlendirmelerini, şenlikleri, temaları ve türleri ele alan yazılarını 1985’te bir araya getirmişti.

Sinema Bir Şenliktir, sinemayla uzaktan yakından ilgisi olan okurun çeyrek asırdır vazgeçmediği bir yapıt; hem başucu kitabı, hem başvuru kaynağı olmayı sürdürüyor.“…Sinematek serüveni 12 Eylül 1980’de silah zoruyla noktalandı. Ama film sürüyor. İstanbul Uluslararası Film Festivali’nde ve genç sinemaseverlerin düşlerinde. İnatla, umutla, keyifle. Bu kitapta okuyacağınız yazılar, bu uzun filmden küçük izlenimlerdir. O ‘aşk, ateş ve anarşi günleri’nde benimle birlikte altın çıkaranlara bir merhaba’dır. O kadar.” diyen Kutlar’ın “Sunuş” yazısı ise şöyle:

1960’tan başlayarak çeşitli aralıklarla Meydan, Yeni Sinema, Milliyet Sanat, Papirüs, Hürriyet Gösteri gibi dergilerde yazdığım sinema yazılarını bir araya getirmeyi pek düşünmedim. Çünkü bu yazıların, kendilerine göre bir güncellikleri, bir işlevleri olduğuna, bu niteliklerini zamanla bir ölçüde yitireceklerine inanıyordum. Çünkü beni, her zaman, geçmiş değil, gelecek ilgilendirmişti. Ama sevdiklerim, dostlarım, gönlüme bırakmadılar. Yaşamda her türlü üretimin ortak olduğuna inandığımdan bu yazıları da salt kendime ait saymıyorum. Bu nedenle ortak bir çabayı tazelemek için yayınlamayı kabul ettim.

Bu yazılar, belli bir ülkeye göre seçildi. Türk sineması ile ilgili polemik ve araştırma yazılarını, koşulların elverdiği bir başka zamanda yayınlayacağım. Yaşamımda önemli bir yer tutan Türk Sinematek’indeki çalışma yıllarının bana tanıttığı olağanüstü insanları da ayrı bir “portreler” kitabıyla okurlara tanıtmak isterim. Bu kitapta, yabancı sinemacıları, onlarla ilgili düşünce ve değerlendirmeleri, şenlikleri, temaları ve türleri ele alan yazılar yer aldı. Bu da, benden daha genç okurların birikimine alçakgönüllü bir katkıdır sanıyorum.

Kur'an'ın Altın İkliminde

Kur’an’ın Altın İkliminde

M. Fethullah GÜLEN

Yayın Evi :Nil Yayınları
Yayın No : 309
ISBN : 978-975-315-358-4 | Barkod : 9789753153584
594 sayfa. 14 x 21

Kur’ân-ı Kerim… Allah(c.c)’ın insanoğluna en büyük armağanı. Kulluğun şuurunu elde edip varlığın idrakine varmanın yegâne anahtarı. İnsanın ve kâinatın sırlarını açığa çıkaran, insanları birbirine yük olmaktan kurtaran, hayatı anlamlı hale getiren ilâhi beyan.

İnsanoğlunun kadim yolculuğunda ona bahşedilmiş hayat kadar önemli bir emanettir Kur’an.

Hayatı tamamlar, varlığa anlam katar. Yeryüzündeki hiçbir kitap onun kadar kapsamlı ve kuşatıcı değildir. Âlemler onda gizli, o ise varlığın özü gibidir. Her şey, herkes onda kendini bulur. Bulunamayan her ne ise Kur’an-ı doğru okuyamamaktan ve ondan uzak kalmaktan kaynaklanmaktadır. Hadisin ifade ettiği şekilde ‘Kur’an bir vadide, insanlar da bir vadide’’ ise yüce kitabın insanoğluna önemli bir hidayet kaynağı ve yol gösterici olması beklenemez.

Günümüz insanlarının kendilerine ve çevrelerine yabancılaşması kelimenin tam anlamıyla Kur’an’a yabancılaşma ile yakından ilgilidir. Zaman ihtiyarladıkça ve insanoğlu hayatın her kademesinde yeni arayışların peşine düştükçe Kur’an mucizesinin himmet ve gayretine muhtaçtır. Onun her gün gençleşen taze beyanları, her asrın ilim ve fikir insanlarını aydınlatacak, tıkanan ufukları açacak sihirli bir anahtar gibidir.

M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Kur’an-ın Altın İkliminde isimli kitabı, Kur’an-ı Kerim’i doğru anlama ve onun aydınlığında hem içe hem de dışa dönük yeni keşifler yapmaya zemin hazırlıyor. Tüm devirlere hitap eden ilâhi kelâma bugünden yöneltilmiş orijinal bir bakış sunuyor. Kitabın sayfaları arasında insan
kendini bir kez daha keşfediyor. Yaratıcının beyanına muhatap olmanın çoşkusunu, ayrıcalığını derinden hissediyor.

Kur’ân’ın ifade üstünlüğü, üslubundaki mucizelik, kendine has ifade dili ve karakter tasviri, gaybe ait verdiği haberleri, ilmi gelişmelerdeki yön göstericiliği ve insan terbiyesindeki etkisi gibi bir çok bakış açısının ele alındığı kitap, yazarın hayatını adadığı yüce kitabı anlattığı önemli bir şaheser.

Kur’ân’ın Altın İkliminde, insanı merkeze alan günümüz dünyasının bireysel ve sosyal analizlerini de içinde barındıran bir Kur’ân analizi ortaya koyuyor. Bu bakış açısıyla okuruna yaşananları doğru tahlil etme şansını sunuyor. Kur’ân-ı Kerim’in sırlarını keşfetmede, onun dilini çözmede ve hakikatini yaşamada önemli bir fırsat olarak okurunun karşısına çıkıyor, akla gelen sorulara ve maksatlı sorgulamalara aklı ve kalbi tatmin edici cevaplar veriyor.

Kur’an-ı Kerim’deki sırlı harfler neyi anlatıyor?, Besmele ve Fâtih’a sureleri arasında nasıl bir münasebet vardır?, Kur’an, göğün genişlemesi tabiriyle neyi anlatıyor? Ana rahminde yavrunun oluşmasını, sütün meydana gelmesini nasıl anlatıyor? Kur’an’da bahsi geçen kavimler arasında İsrailoğullarına neden sık sık vurgu yapılıyor? gibi bir çok sorunun ilmi ve edebi yaklaşımlarla ele alındığı kitap aynı zamanda Kur’an’ı doğru ve eksiksiz anlama adına önemli bir rehber.

İlâhî beyânın enginliğinde yürümek, tıkanan ufukları açmak, hayatı ve kâinatı yeniden tanımak, insanoğlunun kadim macerasından bugüne,bugünden geleceğe aydınlık bir yol bulmak için Kur’an’ın Altın İklimi’nde seyahat etmeye hazır mısınız?

Murtaza

Kitabın Konusu: Murtaza’nın unvan namus şeref işini hakkıyla yapma uğruna yaşadığı olaylar edindiği düşmanlıklar ve yaptığı mücadele anlatılır.

Kitabın Anafikri : İnsanın sorumlulukları vazifesi hayatındaki her şeyden önce gelmelidir.

Yardımcı Fikirler:

1)İnsan vazifesini hakkıyla yerine getirmelidir.
2)İnsan hayatında sorumluluklarına paradan daha çok önem vermelidir.
3)İnsan vazifesini yaparken akrabalarına yakınlarına torpil geçmemelidir
4)Ebeveynler çocuklarını yetiştirirken iyi yetiştirmelidirler.
5)İnsan hayatında paradan daha önemli şeyler olduğunu unutmamalıdır.
6)Çalışanlar görevlerinde üstlerine karşı saygılı olmalıdır.
7)İnsanları düşünceleri alay konusu yapılmamalıdır.
8)Çocuklar babalarını kandırmamalıdır ve karşı gelmemelidirler.
9)Resmi yerlerde memur gibi üst görevlilere torpil geçilmemelidir.

Kitabın Özeti:

Murtaza Yunanistan’dan mübadeleyle Çukurova’ya gelmiş bir muhacirdir.Kolağası Hasan dayısı gibi asker olup savaşarak şehit olmak en büyük isteğiydi.Mübadele yapıldıktan sonra Çukurova’ya gelen muhacirler topraklarını satıp konaklar evler alacak kadar zengin olmuşlardır.Murtaza ve onun gibi düşünenler ise ezan seslerine kavuştukları için şükretmiş mal mülk istememişlerdir.Murtaza mal mülk istemese de ailesi istemiştir.Erkek kardeşi zengin olmayı başarmıştır.Annesi parasızlıktan ölmüştür.Kız kardeşiyle Murtaza İstanbul’a gelmişlerdir.Murtaza Çukurova’da bir kızı tanımış beğenmiştir.Kızı beğenmesinin ası nedeni kızın babasının da Murtaza gibi düşünüp zengin olma derdine düşmemesidir.Murtaza daha sonra bu kızla evlenmiştir.Kız kardeşi de birisiyle evlenmiştir.Murtaza’nın en büyük hayali dayısı gibi askerlik ile ilgili bir görev alıp savaşlarda şehit olmaktı.Ama istediği olmadı askerlikle ilgili bir meslek bulamadı.O da üniforma giyebilmek için mahalle bekçisi oldu ve işini titizlikle yaptı.Hırsızlara, haksız kazanç sağlayanlara, mahalleyi rahatsız edenlere göz açtırmadı çünkü ona göre her ne meslek olursa olsun önemeliydi ve düzgün yapılmalıydı.Mahalleli bundan rahatsız oldu ve türlü türlü oyunlar yaptıysadalar Murtaza’dan kurtulamadılar.Mahallelinin komiseri de Fen Müdürü olan arkadaşı Kamüran’ın fabrikadaki bozulan disiplinini görünce ona Murtaza’yı tavsiye etti.Böylece Murtaza fabrikaya gece kontrolü oldu.Murtaza hep erkek çocuğunun olmasını istedi, onun dayısına benzemesini ve onun gibi asker olup savaşlarda şehit olmasını istedi.Kız çocuklarından sonra erkek çocuğu oldu adını da Hasan koydu.Hasan istediği gibi dayısına benzemedi.Futbola düşkün oldu babasının istediği gibi askeri okula gitmedi sanat okuluna gitti.Murtaza da umudunu yeni doğan çocuğu Hasan’a sakladı.Murtaza yeni doğan çocuğunun da ismini Hasan koymuştu.Murtaza küçük oğlu Hasan’ın istediği gibi olduğunu sanıyordu.Oysa Hasan babasını kandırıyordu.Babası büyüyünce hangi okula gideceksin diye sorduğunda Kuleli Askeri Lisesi dediğinde Murtaza çok seviniyordu dünyalar onun oluyordu.Aslında Hasan babasını kandırıyor babasından para alabilmek için öyle söylüyordu.Murtaza bunu anlamıyordu.Murtaza çalışmaya başladığı fabrikada işçiler tarafından sevilmedi.Çünkü işçiler işten kaytarıyor işlerini aksatıyorlardı.Murtaza’da onlara engel olduğu için işçiler onu sevmediler onlarda mahalledekiler gibi türlü oyunlara başvurup işten atılması için çalıştılar ama başarılı olamadılar.Çünkü fen müdürü Murtaza’ya güveniyor ona tam yetki veriyordu.Öyle ki hemşerisi Nuh bile buna şaşırıyordu.Bunun nedeni ise fabrikanın bozulan disiplininin Murtaza’nın sayesinde düzelmesiydi.Murtaza’nın küçük oğlu Hasan babasını kandırmakla kalmadı ve bir gün bakkaldan ekmek çaldı.Murtaza bunu duyunca çok üzüldü adeta yıkıldı.Bakkal mahkemede Hasan’ı affedip cezasını iptal ettirecekti ama Murtaza oğlunun bu yaptığını ona hiç yakıştıramadı ve onu affetmedi mahkemede hakime cezasını çekmesi gerektiğini söyleyip salonu terk etti.

ANA DÜĞÜM:Murtaza dayısı gibi savaşarak şehit olabilecek mi?

ARA DÜĞÜMLER:

1)Murtaza askerliğe yakın olarak hangi mesleği bulacak?

2)Mahalleli Murtaza’yı kovabilecek mi?

3)Murtaza’nın erkek çocukları dayısına benzeyecek mi?

4)Murtaza fabrikada tutunabilecek mi?

5)Fen müdürü işçilerin şikayetlerini kabul edecek mi?

6)Murtaza fabrikaya giren hırsızı yakalayabilecek mi?

7)Murtaza’nın kızı Firdevs hastalığından kurtulabilecek mi?

8)Murtaza küçük oğlu Hasan’ın onu kandırdığını anlayacak mı?

9)Murtaza’nın küçük oğlu Hasan ceza alacak mı?

10)Murtaza küçük oğlu Hasan’ı affedecek mi?

FİGÜRLER:

Murtaza:Romanın ana kahramanıdır.Sivri uzun burunlu, kalın kapkara kaşlı, geniş alınlı, yeşil gözlüdür.Sorumluluklarını vazifesini çok iyi bilir,vazifesini her şeyi üstünde tutar cesur bir muhacirdir.

Murtaza’nın Karısı:Mavi gözlü, zayıf, paraya önem veren ünvana şerefe önem vermeyen bir kadındır.

Kamüran:Fabrikanın fen müdürüdür.Laubali her şeyi ciddiye almayan ama gerektiğinde de ciddi ve doğru davranmasını bilen her zaman Murtaza’nın arkasında olan peşin hükümlü olmayan çapkın eğlenceye düşkün akıllı biridir.

Akile Hala:Zeki yardımsever düşünceli hep Murtaza’nın yanında olan onu düşünen biridir.

Kontrol Nuh:Kalın kemikli, geniş yüzlü tilkiyi andıran bir yüzü vardır.Laubali işini ciddiye almayan, yalaka, çıkarlarını düşünen, Murtaza’dan nefret eden Fen müdürünün hemşerisi şımarık biridir.

Azgın Ağa:Kaba bıyığı püskül püskül kaşları bir doksan boyunda iri yarı zamanında savaşlar katılmış mert bir adamdır.

Hasan:Murtaza’nın büyük oğludur.Zayıf uzun boylu annesi gibi mavi gözlü akıllı biridir.Babasını sevmez futbola düşkündür.

Hasan:Murtaza’nın küçük oğludur.Murtaza büyük oğlu dayısına benzemediği için küçük oğlunun da adını Hasan koymuştur.Ama küçük oğlu Hasan da babasını sevmez ve onu kandıran kötü biridir.

ZAMAN:Romanın geçtiği zaman verilmemiştir.Kitapta

Murtaza 1925’lerden sonraki mübadelede Türkiye’ye göç etti.

1946-47’lerde yurdun her yanı demokrasi naralarıyla çalkalandığı…

gibi cümlelerin yanında;yarın,gece yarısı,ikindi saati,bir saat 45 dakika,öğle,akşam üstü gibi kozmik zamanlar da kullanılmıştır.

MEKAN:Çukurova,Yunanistan, İstanbul, kahvehane,fabrika,iplikhane,dokumahane,mahalle,

karakol,lokanta,ev,bakkal dükkanı olayların yaşandığı yerlerdir.

ANLATICI-ANLATIM ŞEKİLLERİ VE ANLATIM TEKNİKLERİ:Olaylar kamera sessizliğinde gözlem yapılarak anlatılmıştır.Yani gözlemci figür bakış açısı kullanılmıştır.Romanda geriye dönüş tekniği de kullanılmıştır.Leitmotif tekniğine yer verilmiştir.Murtaza’nın ‘Yukarda Allah Ankara’da devlet burada da ben’ sözü romanda geçen leitmotif örneğidir

BAKIŞ AÇISI:.

Anlatıcı; beğenen taktir ve tasdik eden, tenkit yönelten ve özeleştiride bulunan bakış açısı sergilemiştir.

DİL:Yazar herkesin konuştuğu ortak dili kullanmıştır ve herkesin anlayabileceği bir dil kullanmıştır.Yabancı terimlere yer vermemiş sade yalın anlaşılır bir dil kullanmıştır.

ÜSLUP:Yazar hem uzun hem kısa cümlelere yer vermiştir.Tasvirlerde bulunurken uzun cümleler kullanmayı tercih etmiştir.Edebi sanatlara, tamlamalara yer vermemiş akıcı olmasına özen göstermiştir.Bazı tekrarlanan tasvir cümleleri romanın akıcılığını bozsada roman bundan olumsuz şekilde etkilenmemiştir.

HÜKÜM VE SONUÇ:Orhan Kemal yazılarında gerçeklilik çizgisinde yalın açık bir anlatım kullanır.Bu romanında bu özelliğini devam ettirmiştir.Değişik olarak o kendine has köy, Anadolu tasvirlerine yer verememiştir.Bunun nedeni olarak romanın İstanbul’da geçmesini gösterebiliriz.Eserde kendi görüşlerini direkt olarak ifade etmemiştir ama kahramanları aracılığıyla zaman zaman düşüncelerini yansıtmıştır.

Orhan Kemal Murtaza romanında dönemin şartlarını açık anlaşılır okuyucuyu sıkmayacak şekilde sade gerçekçi bir dille anlatmıştır.

Ömer’in Çocukluğu

Kitabın Adı : Ömer’in Çocukluğu
Yazarı : Muallim Naci

Türk edebiyatının önemli ve yenilikçi isimlerinden biri olan Muallim Naci’nin çocukluk hâtıralarından oluşan “Ömer’in Çocukluğu” isimli eserinde yazar, kendine özgü çocuk dünyasını, mahallesini, arkadaşlarını, ailesini, hocalarını bize anlatıyor. Ama bu anlatımı öyle güzel bir üslûpla yapıyor ki zaman zaman Ömer’le ağlıyor, bazen de Ömer’le eğleniyoruz ve yaşadıklarıyla heyecanlanıyoruz. Yazarın dili o kadar tatlı ve cazip ki, o dönemden bu yana çocukluğun tadının hiç değişmediğini fark ediyoruz sayfalar arasında dolaşırken.

“Ömer’in Çocukluğu” çocuk edebiyatımızın, hâtıra edebiyatımızın muhteşem ve unutulmaz bir örneğidir. Bu eseri okuyup da sevmeyen yok gibi. Büyüklere de hitap ediyor çünkü, küçüklere de. Muallim Naci’nin en yaygın eseridir “Ömer’in Çocukluğu”. Zira birebir yaşanmış olayları aktarmakta, yaşanmış küçüklük hâtıralarını dile getirmektedir. Yazarın son derece canlı, çarpıcı ve lirik bir üslûp ile anlattığı olaylar zinciri, biz büyükleri de çocukluk yıllarımıza götürmektedir. Eserde, medeniyetimizin temel taşlarından olan mahallenin kendisine has dünyasını, okulda geçen serüven dolu günleri, yazarın babasının ölümü dolayısıyla ailesinin yaşadığı üzüntüyü, ağabeysinin bir anlamda ona öğretmenlik yapmasını ve tabiatıyla yaramazlıklarını okurken kimi zaman eğleniyor, kimi zaman da hüzünleniyoruz.Muallim Naci, bütün bu yaşanmışlıkları öylesine hoş ve ilgi çekici bir dille anlatıyor ki, o dönemden bu yana çocukluğun tadının değişmediğini anlıyoruz. Yani çocuk her zaman çocuktur. “Ömer’in Çocukluğu”, ya da hepimizin çocukluğu…

Ömer’in Çocukluğu – Muallim Naci, Hazırlayan: Mehmet Nuri Yardım, Bordo Siyah Yayınları, İstanbul 2006, 92 sayfa.

Gulliver’in Gezileri Kitap Özeti (Jonathan Swift)

Gulliver’in Gezileri

‘Gulliver’in Gezileri’, dört ayrı yolculu u anlatır. İlk yolculuk cüceler ülkesine, ikincisi devler ülkesine, üçüncüsü ise bilim adamlarının yaşadı ı uçan adayadır. Bu üç bölüm de siyasetin ve bilim dünyasının bir parodisini içerir.

Son bölüm ise Houyhnhnm’ler ile Yahoo’ların ütopik ülkesine yapılan yolculuktur. Bu ülkede atlar, yani Houyhnhnm’ler, aklı başında yaratıklardır ve kardeşlik için kurdukları uygarlıkta yaşamaktadırlar. Dillerinde, ‘yalan’ sözcü ü bile yoktur.

Biyolojik olarak insan türünden gelen Yahoo’larsa, tamamen vahşi ve erdemden yoksundurlar. Atların, insanları ahırların hizmetçileri olarak kullandıkları bir ülkede yaşarlar.

Gulliver, atların uygarlı ını anlata anlata bitiremedi i gibi onlara öyle hayran olur ki, ülkesine döndü ünde insanların ne görüntüsüne ne de kokusuna dayanamaz. Kendisine iki at satın alıp bütün vaktini onlarla birlikte ahırda geçirmeye başlar.

Başka bir özet

Macera tutkusuyla yola çıktığı geminin batmasıyla minik insanlar ülkesine düşen Gulliver; ilk yolculuğunda Lilliput’lulara yardım etmesine karşılık, onların düşmanı olan Blefuscudia ülkesi insanlarını tamamen Lilliput’luların kölesi yapmadığı ve karşı tarafın donanmasını ellerinden aldığı için ölüm tehlikesiyle karşı karşıya gelir. Zorlukla İngiltere’deki evine dönen Lemuel, yeniden değişik heyecanlar yaşamak isteğiyle dolunca bu kez Hindistan’a gitmek amacıyla “serüven” adlı bir gemiye biner. Gemi yolda kaybolarak bir sahile çıkarlar. Gulliver, diğer yolcu ve gemicileri de kaybederek kendisini devler ülkesinde bulur. Burada bir köylü kendisini farkedip alarak evine getirir ve dokuz yaşındaki kızı Glumdalclitch’i eğlendirmesi için alıkoyar. Brombdingnag ülkesindeki devler, Lilliput halkına karşıt, kaba ve hoyrat insanlardır. Glumdalclitch’in babası Gulliver’i diğer devlere kafes içinde sergileyerek para kazanma hevesindedir. Birgün adam onu kraliçeye satar. Gulliver küçüklüğünden dolayı ezilme, farelere yem olma gibi çeşitli tehlikeler içinde yaşamaktadır. O ülkeden de kaçmayı başaran Lemuel, ülkesine döner ama yine birgün yollara düşecektir: Bu kez korsan saldırısına uğrayan gemisinden alınıp tek başına bir sandalla denizin ortasına bırakılır. Zorlukla çıkabildiği Barnibaldi adlı uçan adada yaşayan Laputa ülkesinin insanları hayatta sadece iki şeyle ilgilenmektedir: müzik ve matematik. Burada da giysileri vücutlarına uymayan, evleri ters duran normal boyuttaki insanların yaşadığı soyut bir dünyanın içinde bulur kendisini. Bu dünyada her şey tersine işlemektedir. Bu ülkede de çeşitli serüvenler yaşayan Lemuel Gulliver sonunda insanlardan soğumaya, giderek nefrete dönüşen bir tepki duymaya başlar. Onu, bu düşüncelerinden Kaptan Mendez’in sabırlı tutumu kurtaracaktır.