Türk milletinin yetişdirdiği en büyük şairlerden biri olmasına rağmen hayatı hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Bu durum biraz da hayatının efsaneleşmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Onun destanı hayatı Hacı Bektaş-ı Velî Vilâyetnâmesi’nde şöyle anlatılmaktadır:
Hacı Bektaş-ı Velî Horasan diyarından Rûm’a (Anadolu) gelip yerleştikten sonra veliliği ve kerametleri etrafa yayıldı. Her taraftan mürid ve muhibler gelmeye, büyük meclisler kurulmaya başlandı. Fakir halli kimseler gelir, nasip alır, giderlerdi. O zaman Sivrihisar’ın şimal tarafında Sarıköy denilen yerde Yunus derler biri, gayet fakir halli olup ekincilik ederdi. Bir vakit kıtlık oldu, ekinden bir nesne hasıl olmadı. Yunus, erenlerin bu güzel vasfını işitti. Herkesin bu kapıdan boş dönmemesi dolayısıyla bir bahane ile gidip kifaf denecek kadar bir şeyler istemeyi düşündü. Eli boş gitmemek için öküzüne dağdan alıç yükleyip Sulucakarahöyük’e doğru yola koyuldu.
Karahöyük’e varınca, Hacı Bektaş-ı Velî huzuruna çıkıp “Ben fakir bir kimseyim, bu yıl ekinimden bir nesne alamadım ümiddir ki şu yemişi kabul edip karşılığında buğday veresiniz, aşkınıza kifaf edelim” dedi. Hacı Bekteş “öyle olsun” diyerek abdallara işaret etti, alıcı alıp paylaşıp yediler. Yunus bir kaç gün orada eğlendi, gidecek olunca, Hacı Bektaş’a haber verdiler, o da sorun bakalım ne isterbuğday mı, nefes mi verelim?” dedi. Sordular, Yunus “Ben nefesi neyleyeyim, bana buğday gerek” diye cevap verdi. Yunus’un cevabını Hacı Bektaş’a bildirdiler. Hünkâr “Varın Yunus’a söyleyin alıcının her tanesi için bir (iki) nefes verelim” buyurdu. Yunus dedi ki: “Ehl ü ayalim var, nefes karın doyurmaz, lutf edere buğday versinler, kifaf edelim.” Bu sözü Hacı Bektaş’a arz eylediler. Bu defa “Varın söyleyin, alıcının her çekirdeği basma on nefes verelim” dedi. Yunus bu söze karşılık yine: ” Ben nefesi neyleyeyim. Çoluğum çocuğum var, bana buğday gerek” diye ısrar etti, razı olmadı. Hacı Bektaş dilediği kadar buğday verilmesini emretti, öküzüne yüklediler.
Yunus veda edip yola koyuldu. Köyün aşağı ucunda olan hamamın öte başındaki yokuşu çıkınca aklı başına geldi, şöyle düşündü: “Vilâyet erine vardım, bana nasip sundular, alıcımın her çekirdeği başına on nefes verdiler, kail olmadım. Ne olmayacak iş ettim gafil oldum. İmdi buğday bir nice gün içinde tükenür, nefes ise ölünceye dek tükenmez, o nasipten mahrum kaldum. Geri döneyim, erenlerin eşiğine varayım, ola ki himmet ettikleri nasibi vereler.” Yunus dönüp tekkeye geldi. Buğdayı öküzün arkasından indirdi. Halifeler bu hali görüp Yunus’a “Niçün geri geldün?” diye sordular. Yunus “Bana buğday gerekmez, o himmet olunan nasibi versinler” dedi. Yunus’un ahvali HacuBektaş’a arz edildi. Hacı Bektaş buyurdu ki “O iş simden sonra olmaz, biz o kilidin anahtarını Tapduk Emre’ye verdik, varsın nasibini ondan alsın.”